/ 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Uluslararası Basının Tutumu Raporu

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Uluslararası Basının Tutumu Raporu

15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ ULUSLAR ARASI BASININ TUTUMU RAPORU

 

TARİH: 05.08.2016

HAZIRLAYAN: Zeynep Yapar

 

GİRİŞ   

15 Temmuz 2016 gecesi, Fetullahçı Terör örgütüne bağlı bir grup cuntacı asker, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmeye yönelik bir darbe teşebbüsünde bulunmuştur.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milli iradeye sahip çıkma çağrısı üzerine Türk halkı, bir olarak sokaklara dökülmüş ve darbe girişimini kahramanca engellemiştir. Bu kalkışma sürecinde yerel ve uluslararası arası basında birçok haber yayınlaşmıştır. Genel çerçevede,  Batı medyası, darbe girişiminin başından sonuna kadar, olayları büyük bir ilgi ile takip etmesine rağmen bu anti demokratik girişimi kınamada gecikmiştir. Olayların seyrine göre seçilmiş hükümet aleyhine haberler yayınlamışlardır. Dünyada saygın ve tarafsız gazetecilik yaptığı düşünülen yabancı medya kuruluşlarının bu tutumu,  Türkiye Devleti’ne, yöneticilerine ve insanlarına karşı yapılmış bir ayıptır.

 

“Türkiye’nin Demokrasi Umudu: Darbe”

15 Temmuz gecesi, batı, yıllardan beri üst akıl olup tüm dünyaya öğretmeye çalıştığı demokrasi kültürünün, darbe yoluyla gelebilecek olduğunu söyleyecek kadar küçülmüştür. Türkiye üzerinde oluşturmak istedikleri anti demokratik, baskıcı, çağa ayak uyduramayan Orta Doğu devleti algısı gibi kolonyal zihniyetten kalma ezberlerin bir yansıması olarak, darbeden demokratik bir anlam çıkarmaya çalışmışlardır. Uluslararası basın, darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra bile Türkiye’de demokrasi kaybetti havası vermiştir. Bu haberlere örnek olarak New York Post gazetesinde Micheal Rubin’in “Türkiye’deki Darbe Neden Umut Olarak Okunabilir?” başlıklı makalesi verilebilir. Rubin makalesinde, Türkiye’de geçmişte gerçekleştirilen darbeleri de hatırlatarak 15 Temmuz darbe girişiminin demokrasiyi korumak adına yapıldığını, cuntacıların asıl amacının demokratik rejimi tekrardan kurmak olduğunu dile getirmiştir.  Buna benzer bir makale daha Fox News’te yayınlanmıştır. Ralph Peters tarafından yazılan  “Turkey’s Last Hope Dies”   başlıklı makalede giderek muhafazakârlaştığı söylenen Türkiye için, demokrasi ve laik düzenin kurtuluşunun, askerler tarafından yapılan bir darbeyle tekrardan sağlanabilecek olduğu fakat darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının, İslamcıların devlet üzerindeki hâkimiyetlerini artması anlamına geldiği ifade edilmiştir. Türkiye’nin bu zorlu ve hassas döneminde yaptığı haberler ile tarafsız ve saygın gazetecilikten çok uzak bir tutum alan Independent gazetesi “Turkey’s failed coup is not a triumph for liberal democracy”  başlığı altında başarısız olan darbe girişiminin sonucunda İslamcıların kazandığını belirterek seküler hayatın ve demokrasinin tehlikede olduğunun altı çizilmiştir. Taraflı yayınlar yapmaya devam ederek, “President Erdogan could be using the coup against him to turn Turkey towards full-scale Islamisation” adlı makalede, darbe girişimi sonucunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık sistemini kullanarak Türkiye’yi daha muhafazakâr bir ülkeye çevireceği ve bu yüzden ülkede yaşayan laik kesimin, Türkiye’nin bir İslam ülkesine dönüşmesinden dolayı duydukları korku dile getirilmiştir. Kalkışmanın başarısızlıkla sonuçlandığı anlaşıldıktan sonra, uluslararası medya söylemlerini değiştirerek Cumhurbaşkanı’nı yıpratmaya yönelik yalan ve yıpratıcı haberler yapmaya başlamışlardır. Guardian’da “Has Turkey attempted coup really make Erdogan stronger ?” başlıklı makalede, darbe sonrasında FETÖ ile ilişkili askerlerin ve kamu personellerinin görevlerine son verilirken bunun yanında Erdoğan’a tehdit oluşturabilecek fakat bu girişimle alakasız olan kişilerinde gözaltına alındığını yazılmıştır. Cumhurbaşkanı’nın kalkışmayı fırsat bilerek  hâkimiyetini genişlettiğini ve bunun hali hazırda kamplara ayrılmış olan Türkiye için büyük bir sorun olduğu şeklinde yalan haberler yapılmıştır. Guardian bu konuyla alakalı bir makale daha kaleme almış “Aftermath of Turkey coup attempt will be bloody and repressive” başlığı altında Erdoğan’ın iktidara geldiği 2002 yılından beri, Mustafa Kemal’in öğretileri altında, laik ve demokratik düzenin koruyuculuğunu yapan orduya karşı cephe aldığını (Ergenekon, balyoz davaları) ifade etmiştir. Orduya karşı alınan bu tutumun bugünü hazırladığı belirtilerek, Türkiye’de ki laik hukuk devleti sisteminin muhafazakar politikalarla yıkılıp, yerine otoriter bir İslam devleti sisteminin getirileceği yazılmıştır. Bunun yanında sosyal medyada da bu yönde negatif algı kampanyaları yürütülmüştür. Telegraph gazetesinin twitter hesabından “Army sees itself as a guardian of Turkey’s secular constitution” yazılarak, FETÖ’cü askerlerin yapmak istediği bu anti demokratik girişim meşru kılınmaya çalışılmıştır. VOX haber sitesi; Cumhurbaşkanı’nın Türkiye demokrasisine ve laik düzenine karşı bir tehlike olduğunu ve bu zamana kadar sessiz kalan ordunun bu girişimle olması gereken düzeni sağlayacağı yönünde tweetler atmıştır. Business Insider sosyal medya hesabından Erdoğan’ın bu kalkışmayı otoritesini güçlendirmek amacıyla kullanacağını söylemiştir. Anlaşılacağı üzere uluslararası medya,  250 kişinin ölüğü, 1500 kusur kişinin yaralandığı bu hain darbe girişiminin, demokrasiye, milli iradeye ve insanların hayatlarına yapılan korkunç bir kalkışma olduğunu ifade etmek yerine, darbe girişimi aracılığı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirebilecekleri bir alan olarak görmüşlerdir.

 

Darbe Bir Tiyatro”

Darbe girişiminin gerçekleşmesiyle birlikte, uluslararası medyada darbeyle alakalı bir çok spekülatif haber yayınlanmaya başlamıştır. Uluslararası medya, Türkiye’ de gerçekleştirilmek istenen bu hain planın arkasında kimlerin olduğunu ve nasıl planlandığı konusunda çıkarımlar yaparken, yine taraflı haberler yayınlamaya devam etmişlerdir.  Kalkışmanın olduğu gece, bir çok kritik yer bombalanmış, tanklar sokakları doldurmuştur. Genel Kurmay Başkanı dahil olmak üzere askeri büyükler rehin alınmıştır. Cumhurbaşkanı’nın uçağı F16 ‘larca taciz edilmiştir ve öldürülmek istenmiştir.  Bütün bu yaşanan olaylar, FETÖcülerin devlet ve millet için ne kadar büyük bir tehlike anlamına geldiğinin göstergesidir. Uluslararası basın, bu noktada, tehlikenin büyüklüğünü görmezden gelip, kalkışmanın devlet tarafından kurgulanmış bir “komplo” olabileceği yönünde haberlerle akıl bulandırmaya çalışmışlardır. Neden iletişim ağlarının kesilmediği, ulaşımın nasıl engellenmediği ve darbenin nasıl olurda bu kadar çabuk devlet lehine döndüğü soruları ile devletin kalkışmayı otoritesini güçlendirmek için kurguladığı şeklinde akıl almaz haberler yapmışlardır. Independent gazetesinden bu haberler örnek olarak; 15 Temmuz gecesi, darbeciler tarafından F 16’larla taciz edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağının nasıl olurda vurulamadığını, darbe başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra gözaltına alınanların sadece asker olmadığını, binlerce kamu görevlisinin görevlerinde alındığını ve bu durumun soru işaretlerine yol açtığı şeklinde söylemler geliştirmiştir. “Turkey coup attmept: government had list of arrests prepared before rebellion EU commissiner says”  haberi ile Avrupa Komisyonu’nun Komşuluk Politikası ve Genişleme ’den Sorumlu Üyesi Johannes Hahn’ın, Türkiye’deki darbe girişimi öncesinde, ordu ve yargıda yapılan tasfiyelerle alakalı listelerin hazır olduğu iddiası aktarılmıştır. Bu isimlerin Erdoğan’a daha önce muhalif olan kişiler olduğu eklenerek, darbenin hükümetin bir komplosu olabileceği yorumu yapılmıştır. Haberin devamında, Hitler’in 1933 yılında, parlamento binasında çıkardığı yangını ve suçu muhaliflerine atma örneği verilmiştir. Bütün bu söylemler, çok ciddi bir algı kampanyasının yürütüldüğünün göstergelerdir. “Fethullah Gülen: Turkey coup may have been staged by Erdoğan regime” şeklindeki açıklamasını başlığa taşıyarak, darbe girişiminin arkasında Erdoğan ve hükümetin olduğunu söyleyen terör örgütü liderini muhatap kabul etmişlerdir. Söz konusu Türkiye olduğunda, devleti ele geçirmeye çalışan, insanların canlarına kast eden ve 250 kişinin ölümüne sebep olan Gülen gibi bir teröristin söylemlerini kullanmaları son derece rahatsızlık vericidir.  Aynı şekilde Fox News’te,  darbenin planlanmış olabileceği yönünde haberler yayınlanmıştır. Girişim sırasında iletişim ağlarının kullanılabilir olduğu, havaalanları gibi kritik yerlerin neden vurulmadığı, sivil halkın neden sokağa çağırıldığı gibi sorularla darbenin komplo olduğu iddiası güçlendirilmeye çalışılmıştır. CNN’e katılarak Türkiye’deki durumu yorumlayan CIA eski ajanlarından Robert Bear, başarısız darbe girişiminin başarısız olma nedenlerini sıralayarak adeta darbecilere tavsiyeler vermiştir.  Birçok uluslararası medya kuruluşu buna benzer ifadelerle darbe girişiminin amatörce olduğunu söylemiş ve bunun gerçek bir darbe olmadığı yönünde yorumlar yapmışlardır.  Darbeci askerlerin itirafları, örgütle ilişkisi olan kişilerin ifadeleri ve soruşturmalar sonucunda bu hain planın arkasında Gülen isminin olduğu kanıtlandıktan sonra bile batı medyası bu yönde açıklamalar yapmakta çekinceli davranmıştır.  Nadirde olsa, Bussiness Insider baştaki söylemlerini değiştirerek, Hava Kuvvetleri Komutanı’nın ifadesinde, FETÖ ile bağlantılı olarak darbeyi planladıklarını itiraf ettiğinin haberini yapmıştır. Bununla birlikte, The Daily Beast’te yayınlanan “How fighter jets almost killed a president” haberi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o gece  yaşadıkları ve yapılmak istenen kalkışmanın ayrıntıları objektif bir şekilde aktarılmıştır. Aljazeera’da darbe gecesi ile “Turkey coup attempt: What happened that night”  makalesi ile  FETÖ ve örgüt içindeki askerlerin darbe girişimi günü nasıl hareket ettiklerini objektif bir dille aktarmıştır.

 

OHAL ve Tutuklanmalar

Darbe girişiminin, devlet otoritesini güçlendirmek adına yapılmış olan bir komplo olabileceği yönünde haberlerin yanında, örgütle bağlantılı çok sayıda asker, yargı mensubu, akademisyen ve kamu personelinin görevlerinden alınması Batı medyasında büyük ses getirmiştir. Hemen hemen bütün uluslararası basın, Türkiye’de çok sayıda gözaltına ve tutuklanan kamu personellerinin hukuka uygun bir şekilde alınıp alınmadığı yönünde ifadeler kullanarak eleştirel haberler yayınlamışlardır. Darbe girişiminden sonra toplanan Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararla OHAL kararı ile batı medyası bireysel hakların ve hukukun üstünlüğünün Türkiye’de tehlikede olduğunu dile getirmişlerdir. CNN’nin yayınladığı haberde demokrasi ile mücadele amaçlı ilan edilen OHAL’in insan hakları açısından batı liderlerince kaygı verici bulunduğu aktarılmıştır. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un AİHS 15. Madde kapsamında sözleşmenin askıya alındığını söylemesi üzerine insan hakları konusunda verilecek tavizlerin endişe uyandırdığı söylenmiştir. Bu haberlere ilave olarak The Guardian, 60.000 kişiden fazla asker, hâkim, savcı, öğretmen ve kamu görevlisinin görevinden alındığını, gözaltında tutulduğunu veya haklarında soruşturma açıldığını aktarmıştır. AB’nin bu duruma karşı, Türkiye’yi hukuka uygun şekilde muamele etmesi gerektiği yönündeki uyarılarının altı çizilmiştir. Gözaltına alınan ve haklarında soruşturma açılan FETÖ ile bağlantılı askerlerin, işkence ve kötü muameleye maruz kalmadan, adil yargılanma haklarına saygı duyulması gerektiği söylenerek, Uluslararası Af Örgütü’nün gözlem raporu hatırlatılmıştır. Independent Uluslararası AF Örgütü’nün gözlem raporunu “Detainess, beaten, tortured and raped after failed Turley coup Amnesty says” başlığı altında haber yapmıştır. Haberde askerlerin maruz kaldığı şiddet aktarılırken, bu durumun korkutucu olduğu ifade edilmiştir. Örgüte bağlı olan çok sayıda kişinin tutuklanması ve işlerinden ihraç edilmeleri gibi haberler uluslararası medyada çok defa dile getirilirken, darbe girişimi gecesi, sivil halkın üzerine ateş açan, tankları üstüne sürem, TBMM’yi bombalayan ve Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminde bulunan cuntacı askerilerin yaptıkları bu hain saldırıların altının çizilmemesi şaşırtıcıdır.

 

 

“Darbeyi Demokrasi Değil, İslamcılar Kazandı”

Uluslararası basın organlarının çoğu, darbe girişimi sonuçlandıktan sonra demokrasinin değil, İslamcıların kazandığı yönünde taraflı haberler yapmışlardır. 15 Temmuz darbe girişimine karşı her parti ve ideolojiden demokrasiyi savunmak ve milli iradelerine sahip çıkmak için sokaklara dökülen halkı görmezden gelerek, verilen mücadeleyi AKP seçmenin Erdoğan’a sahip çıkması şeklinde yorumlamışlardır.  Bu anlamda The New York Times twitter hesabından “Erdoğan supporters are sheep, and they will follow whatever says” yazarak Türk halkını korkunç derecede aşağılayıcı ve küçümseyici bir dil kullanmıştır. İnsanların sokağa çıkışlarını “anti-demokratik bir karşı çıkış” gibi göstererek, adeta darbe yanlısı oldukları izlenimini vermişlerdir.  Fox News’te darbenin Türkiye için son umut olduğunu söyleyen Ralph Peters “If the coup suceeds, Islamists lose and we win” diyerek, batının niyetini açık bir şekilde dile getirmiştir. Aynı şekilde,  FOX News yorumcusu Sebestian Gorka “Önemli olan şudur ki iyiler kaybetti” şeklinde korkunç ve çağdışı bir açıklama yapmıştır. FOX News bu süreçte, darbecileri haklı çıkarmaya yönelik, anti- demokratik yayınlar yapmaya devam etmiştir. Eski Cumhuriyetçi Parti Başkan Adayı Mike Huckabee, Türkiye’nin esas probleminin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ve çözüm için darbenin gerekli olduğunu söylemiştir. Programın sunucusu Tucker Carlson,  demokratik olarak seçilmiş ama İslamcı olmayan  bir liderin Amerika tarafından desteklenmesi gerektiği şeklinde yorumlar yapmıştır.  Batının demokrasi, insan hakları ve özgürlük kavramaları, tahakküm kurmak istedikleri ülkelerde yeri geldiğinde yok sayabilecekleri bir araç olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Aynı yaklaşımla New York Times’ta yayınlanan “Erdogan thriumps after coup attempt, but Turkey’s fate is unclear” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı’nın darbe sonrasında söylemlerinin muhafazakâr bir dilde olduğu, darbe girişiminin tek galibinin Türkiye’de yaşayan İslamcıların olduğunu aktarılmış olup Türk toplumunu ayrıştırıcı bir yazı kalem alınmıştır. Bunanla birlikte, sokaklardaki insanların, dini sloganlar kullandıklarını, mitingler sırasında Erdoğan’la alakalı şarkıların çalındığı söylenmiştir. Yazıda kadınlar üzerinden de ötekileştirici bir dil kullanarak, meydanları başörtülü kadınların doldurduğunu eklenmiş, her kesimden destek veren kadınları görmezden gelinmiştir. Buna karşılık verebilecek, Anadolu Ajans’ta yayınlanan “The women of Turkey’s anti coup protests” adlı makalede, darbe protestolarında sembol isimler haline gelen biri çarşaflı biri başı açık olan iki kadının kamyon kullanarak, mahallerindeki erkeklerle birlikte darbe protestolarına gittikleri anlatılmıştır. Bu ve bunun gibi örnekleri görmezden gelerek kaleme alınmış bir diğer haber ise Guardian’da “It’s the will of the Turkish people, Erdoğan says. But which people?” başlığıyla yayınlanan makaledir. Makalede, Cumhurbaşkanı’nın sokağa çıkın çağrısına kulak veren kişilerin Erdoğan destekçileri olduğunu, muhafazakârların ülkenin kontrolünü ele geçirmek gibi bir amaçla meydanları doldurduğunu ve bu sayede ülkede hâkimiyetlerini arttırarak, muhalif sesleri susturacakları ifade edilmiştir. Darbe girişiminden sonra, yeni anayasa çalışmalarının ve başkanlık sistemine giden sürecin hızlanacağı, hatta ilan edilen OHAL ile birlikte muhalefete kapalı sosyal ve politik birliğin oluşturulmaya çalışıldığı aktarılmıştır.   Darbe girişimi sonrası demokrasiyi savunmak için sokağa çıkan halkı görmezden gelmek ve sadece muhafazakârların menfaat sağlamak amacıyla meydanları doldurduğunu söylemek, art niyetli bir yaklaşımdır. Olaylar tam tersi şekilde seyretseydi, kaybeden yâda kazanan grup olmayacak, darbelerden daha önce ağzı yanmış Türk halkının politik, ekonomik ve sosyal hayatını etkileyen korkunç olaylar meydana gelecekti. Bu noktada anlaşılması gereken durum, 15 Temmuz gecesi yapılmak istenen darbe girişimi sadece Cumhurbaşkanı ve seçmenine değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan her kesim ve ideolojiden insana yönelik bir kalkışma olduğunu görmektir.  Olayları seyreden haftalarda,  CHP’nin Taksim’de, Kemal Kılıçdaroğlu katılımıyla gerçekleştirdiği demokrasi mitingi bunun en iyi göstergelerinden biridir.  Başından beri taraflı haber yapanlar Reuters ve New York Times söylemlerini biraz olsun değiştirerek, darbe girişiminden sonra tüm muhalefet partilerinin birleştiklerini söylemişlerdir. Yapılan darbe karşıtı mitinglerde birlik çağrılarının yapıldığını ve sokaklarda ki insanların hiçbir şekilde cunta rejimini kabul etmediklerini aktarmışlardır. New York Times’ta yayınlanan “Many Turks prefer even flawed democracy” başlığı altında ki makalede, Türklerin en kötü demokrasiyi bile darbeye tercih ettiklerini dile getirilmiştir.  Batı medyası mevcut durumu göz ardı edemeyip söylemlerini değiştirmek zorunda kalmıştır.

 

 “Kadınlar Neredeydi?”

Türkiye’de darbe girişimi ile birlikte, toplumda muhteşem bir birleşme görülmüş, her ideoloji, inanış ve partiden insan, demokrasi mücadelesi vermek için sokaklara dökülmüştür. Demokrasi söz konusu olduğunda, farklı etnik kökenlere ve  farklı hayat tarzlarına sahip insanların ülkesine nasıl sahip çıktığını tüm dünya görmüştür. Bu mücadelenin en büyük kahramanları şüphesiz ki kadınlar olmuştur. Demokrasi için sokaklara çağrısını duymadan, evlerinden çıkarak, korkusuzca tankların üzerine yürüyen kadınlar mücadelenin kazanılmasında büyük rol oynamışlardır. Uluslararası medya, taraflı söylemlerinin kadınlar üzerinden haber yaparak da devam ettirmişlerdir. Global Post’ta “women are being silenced” haberi altında, Türkiye’de darbe girişiminde kadınların evlerinden dışarı çıkmadıkları ve mücadelede yer almadıkları yazılmıştır. Kadınların muhafazakar kalabalıklar tarafından sözlü olarak taciz edildikleri söylenmiştir.  Bazı radikal grupların, kadınların sokağa çıkmasını engelledikleri de eklenerek, cinsiyetçi yaklaşımlarda bulundukları ima edilmiştir. Independent’ta yayınalanan “they looked me as if I was a demon: Fear and uncertainity among İstanbul’s citizens in wake of attempted coup” haberi ile kadınlar üzerinden negatif bir algı kampanyası yürütmeye çalışmışlardır. Sokaklarda herhangi bir vandallığa izin vermeyen halkı karalamak adına yapılmış bu haberler, gerçekten saygın gazetecilikten çok uzaktır.  Uluslararası medya, kalkışma sırasından kadınların hedef alındığını söyleyerek, muhafazakarlaşan ortamın kadınlar için büyük bir tehlike olabileceği vurgulanmıştırdaiy Bu tarz söylemlerden  biraz da olsun uzak kalarak objektif gazetecilik yapan BBC, “turkey has changed” başlığı alında ki haberle farklı yaş ve gruplardan kadınların kalkışmayı durdurmak için sokaklara çıktığını aktarmıştır. Bununla birlikte darbe girişiminde demokrasi mücadelesi veren öncü olmuş kadı gazilerin haberlerini yapmıştır. The  Turkish women who stood up to the attmepted coup” haberi bunlara örnek olarak verilebilir. Aljazeera, Daily Sabah, Anadolu Ajansı gibi medya kurumları, tankların üzerine yürüyen bu korkusuz kadınların hikayelerini anlatarak tüm dünyaya gerçekleri göstermiştir.

 

Fethullah Gülen’in Türkiye’ye Geri İadesi

Türkiye’de ki kanlı darbe girişiminin planlayıcı ve FETÖ lideri Fethullah  Gülen 1999 yılından bu yana ABD himayesi altında Pensilvanya’da yaşamaktadır. 15 temmuz kalkışmasından önce 17- 25 Aralık 2013 tarihlerinde, sahte belgelerle hükümeti düşürmeye yönelik bir darbe girişiminde bulunmuştur. Bu operasyonlardan sonra, Türkiye, her seviyede FETÖ liderinin Türkiye’ye geri iadesini talep etmiş fakat ABD konuda çekimser davranmıştır. Gülen’in TSK içinde yuvalanan militanlarına emir vererek, devleti ele geçirmeye yönelik gerçekleştirdiği girişim sonrasında, Türkiye, iade talebini bir kez daha dile getirmiştir. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Gülen’in iade istemi ile ilgili olarak Türkiye’den kanıt istemiştir.   Bunun üzerinde Türkiye, Adalet Bakanlığınca hazırlanan “suçun işlenişine ilişkin olgular” başlığı altındaki dosyayı, ABD adli makamlarına göndermiştir. Başından beri, darbe girişimi arkasındaki isim olduğunu kabul etmeyen Gülen, New York Times’a bir makale göndererek ABD’den kendine destek istemiştir. Bununla birlikte kendini savunmak amacıyla CNN’de Fareed Zakaria ile bir röportaj yapmıştır. Röportajda şahsına yönetilen bütün  suçları reddederek, bu kalkışmanın devlet tarafından kurgulandığı yönündeki iddialarını “it’s like a hollywood movie”  gibi küçümseyici bir ifadeyle tekrarlamıştır.  Uluslar arası medyada Gülen ile röportaj yapan bir diğer ülke ise Mısır olmuştur. Mısır televizyonu El Ğad’da konuşan Gülen, Batı’nın Türkiye’ye müdahale ederek AKP hükümetinin düşmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Bunlarla birlikte BBC, Fetullah Gülen’in kaldığı Golden Generetion Worship&Retreat Center’a giderek darbeden sonra Gülen’le konuşmuştur. Röportajda Gülen’in fiziksel durumu, yaşadığı yer ve hitabeti hakkında ayrıntılar verilmiştir. Haber “powerful but reclusive  Turkish cleric  ” başlığı altında verilmiştir. Konuşmasında, yine kendisine yöneltilen suçları reddederek, mevcut hükümeti suçlamıştır. İade talebi sonrasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Gülen hakkında yakalama kararı çıkartmıştır. Gülen, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme”, “Cumhurbaşkanı’na suikast”, “TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme”, “yaralama” ve “kamu malına zara verme” ile suçlanmaktadır.

 

Mısır’ın Tutumu

Türkiye’de yaşanılan darbe girişimi ile 2011’de başlayan ve günümüze kadar etkileri devam eden Ortadoğu’daki Arap devletlerinin çözülmesi ve sonrasında yaşadıkları iç karışıklıklar akıllara gelmiştir.  Özellikle 2013 yılında Genelkurmay Başkanı Sisi’nin Cumhurbaşkanı Mursi ve yönetimine karşı yaptığı darbe,  Türkiye’de yapılmak istenen darbe girişimi ile ilişkilendirilmiştir. Uluslararası medya her ne kadar Erdoğan ve Mursi benzetmeleri yapmaya çalışsa da, geçmişte darbe tecrübeleri yaşamış olan bir ülke olan Türkiye için, cunta rejimi kabul edilemez bir sistemdir. Mısır’dan farklı olarak, parlamentodaki tüm partiler,  halkın içinde farklı ideolojileri uyuşmayan gruplar, kısacası bütün bir Türk halkı, Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile sokaklara çıkmış ve darbeyi engellemişlerdir.  Mısır’da ise halk, Mursi yönetimine karşı sokaklara dökülmüş ve uzun bir süre protestoları devam etmiştir. Bu bağlamda, Sisi komutasındaki Mısır ordusu, kolayca yönetimi ele geçirmiş ve halkın buna karşı bir direnişi olmamıştır. Bununla birlikte, Mısır’da siyasi partilerin arasındaki çekişme, halk nazarında ordu müdahalesinden daha zarar verici gözükmüştür. Mısır’ın Türkiye’ de son yaşananlarla ilgili tutumu şaşırılmayacak şekilde cuntacı rejimi yanlısı olmuştur. Türkiye’de darbenin başarısız olduğu açıklandıktan sonra bile, yönetimin cuntacılar tarafından ele geçirildiğine dair haberler Mısır medyasında yapılmaya devam edilmiştir. Bunun sebebi, demokratik bir kültürü tadamamış olan Mısır medyasının, cuntacıların elinde olmasıdır.

 

SONUÇ

FETÖ’nün  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmeye yönelik darbe teşebbüsünden sonra,  Uluslararası medya, adeta Türkiye’ye karşı bir negatif bir algı kampanyası yürütmüştür Televizyon kanalları, haber siteleri ve sosyal medya aracılığı ile kaynağı doğrulanmayan haberler yapmışlardır. NBC, darbe gecesi Cumhurbaşkanı’nın Almanya’ya sığınma talebi ettiğini söylemesi, bu haber üzerine  Daily Beast Almanya’dan sonra Londra’dan da böyle bir istekte bulunduğu yönünde kaynağı bilinmeyen ve doğrulanmayan haberler servis etmişlerdir. Demokrasinin darbe yoluyla geleceğini söyleyerek, doğrudan hükümete karşı tavır almışlardır. Ülkenin insanlarını küçümsemişler ve bir olan Türk halkını kamplaşmış göstermişlerdir. Şehitlerden ve yaralananlardan hiç bahsedilmezken, darbeci askerlerin tutukluluk durumları bir çok kez haber olmuştur.  Uluslararası medya Türkiye’yi karşısına alarak bu süreçte anti demokratik bir dil kullanmıştır.