KADIN VE DEMOKRASİ DERNEĞİ

KADIN VE DEMOKRASİ DERNEĞİ
Küçük Çamlıca Mh. Kısıklı Cd. No: 112/A
Üsküdar/İstanbul/TÜRKİYE
Tel: +90 (216) 325 03 07
Faks: +90 (216) 325 03 09

KADEM Genel Başkanı Doç. Dr. Sare Aydın Yılmaz’ın Kadın ve Toplum Dergisi Röportajı

1-   Ülkemizde birçok kadın derneği var. Genel söylem olarak kadın erkek eşitliği üzerine vurgu yapılıyor. Kadına yapılan şiddet üzerinde duruluyor. Peki, KADEM’i diğer kadın derneklerinden farklı kılan nedir? Neden eşitlik yerine adalet ve hakkaniyet?

 

Genel söylem diye neyi kastediyoruz bunu bir düşünmek gerek. Genel söylem, feminizmin söylemidir. Feminizm eşitlikten referans alır. Bizler KADEM olarak eşitlik söylemini reddetmiyoruz fakat eksik buluyoruz. Eşitlik kavramını insanların ontolojik eşitliği olarak görüyor ve adalet kavramı ile onu destekliyor ve tamamlıyoruz. Tıpkı kadın ve erkeği birbirinin tamamlayıcısı olarak gördüğümüz gibi…

Kadının ezilmesi bir takım haksızlıklara uğramasının nedeni erkektir diyen feminist söylem karşısında, bu iki cinsi birbirinin karşısına düşürmeden, güç savaşına döndürmeden, kadın ve erkeği toplumda zenginlik sağlayan bireyler olarak görerek kadının haklarını savunuyoruz. Biz her sene Birleşmiş Milletlerin düzenlediği Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarına KADEM olarak her yıl katılıyoruz. Bu sene İskandinav ülkelerinin başarılı örnek olarak gösterildiği ve diğer ülkelere bu konuda nasıl yol gösterebilecekleri üzerine bir panel düzenlendi. Panel tamamıyla cinsiyet eşitliğinin nasıl sağlanabileceği hakkındaydı. İlginç olan nokta ise panelin sonunda bu konuda yapılan eğitimlerin yararlı olmadığı bir noktaya kadar işe yaradığı, özellikle kadınlara fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi için başka yollara gidilmesi gerekildiği söylendi. İşte biz tamda bu noktada aynı şeyi diyoruz. Eşitlik kadının yaşadığı mağduriyetleri bir yere kadar kapatabiliyor hatta bazen onu daha da zor bir konuma getirebiliyor.Adalet ise kadının ekonomik, sosyal ve aile yaşamında karşılaştığı zorlukların çözüme kavuşturabilecek bir yaklaşım. Bu yüzden ısrarla eşitlik yerine adalet, kadın ve erkek arasındaki güç savaşı yerine tamamlayıcılık diyoruz.

 

2-      Kadem olarak birçok ulusal ve uluslararası çalışma ve proje yürütüyorsunuz? Bu çalışma ve projeler konusunda bilgi verebilir misiniz?

 

Kadınların yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesine ve toplumsal değişimin sağlanmasına yönelik faaliyetlerimiz var. Kadına yönelik şiddetle mücadele için; faillerin yargılanması, hak ettikleri biçimde cezalandırılmaları için pek çok davanın takipçisi ve müdahili olarak mağdur ailelerin yanında olduk. Günümüze kadar 1000’in üzerinde kadına hukuki danışmanlık hizmeti verdik. Kadının demokratik haklarının bilincinde bireyler olmalarına katkı sunmak amacıyla yine 25.000’in üzerinde kadına ‘Yasal Haklar Eğitimi’ verdik.

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”nde farkındalık oluşturmak amacıyla düzenli olarak her yıl “Erkeksen Öfkeni Yen”, “Şiddete Hakkın Yok”, “Önce Adam Ol” gibi kamu spotu çalışmaları hazırlıyoruz ve her iki yılda bir Kadın ve Adalet Zirvesi düzenliyoruz.

Kadın İstihdamı yine bizim önceliklerimizden biri. Konusu tamamen iş dünyasına ve ekonomiye katılım olan Türkiye’nin G20 dönem başkanlığında başlatılan (W20) Kadın20 ‘de komite üyeliği yaparak aktif görev aldık.

Kadının iş hayatına katılımı ile kadın girişimciliğinin desteklenmesi kapsamında yürüttüğümüz projelerden biri İnovasyonda Kadın Projesi. İnovasyonda Kadın Projesinde, kadınların girişimcilik yeteneklerinin artırılması ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmeleri amacıyla girişimcilik kampı yapıyoruz. KADEM ve TÜBİTAK MARMARA TEKNOKENT işbirliğinde gerçekleştirilen projede 2015’ten bu yana iki adet Kadın Girişimcilik Kampı gerçekleştirildi. Girişimci kadınlarla olan iletişimimiz ve desteklerimiz devam ediyor.

KADEM, İŞKUR ve ASPİM ortaklığı ile yürüttüğümüz, alanında uzman kişiler tarafından genç kızlara mesleki ve kişisel eğitim verildiği ‘Geleceğe İşbaşı’ projemiz var. Bu proje ile Yetiştirme Yurtlarında ve Çocuk Destekleme Merkezlerinde kalan 16-18 yaşlarındaki genç kızları meslek sahibi yaparak istihdam edilmelerini sağlıyoruz.

Mültecilere yönelik çalışmalarımız da var. İlk olarak 2014 yılında Gaziantep Belediyesi işbirliği ile Uluslararası Savaşın Mağdur Ettiği Kadınlar Panelini düzenledik. KADEM mülteci kadınlara yönelik çalışmalarına “Gaziantep’teki Sığınmacı Kadınlara ve Ailelere Yönelik Sosyal Uyum Araştırması” ile devam etti. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak finanse ettiği Kadınlar Göç Yolunda Projesini yürüttük. KADEM şuanda ise AFAD işbirliği ile Sığınmacı Kadınlar Sosyoekonomik Araştırmalar ve Uyum Merkezi Projesini yürütüyor. Sığınmacı kadınların ekonomik ve psikososyal uyumunu hedefleyen bu projenin ilk ayağında İstanbul ve Ankara’da yaşayan 5000 sığınmacı kadın ile profil tarama çalışması yapılıp bir veritabanı oluşturulacak, ikinci ayağında ise psikolojik destek, hukuki danışmanlık, mesleki eğitim kursları, Türkçe ve Arapça dil eğitimi ve sosyal faaliyetler düzenlenecek.

 

3-      Son dönemlerde özellikle hukuksal alanda kadın haklarını koruma ve şiddeti önleme adına birçok yeni düzenlemeler yapıldı. Ancak istenen sorucu alma konusunda kanuni düzenlemeler pek yeterli gözükmüyor. Sizce bunun sebepleri ne olabilir. Kadına yönelik şiddeti önlemede hukuksal düzenlemelerin yanında daha etkili sonuçlar almanın yolları sizce nelerdir?

 

Son yıllarda yapılan düzenlemelerle yasal ve anayasal çerçevede kadının aile ve sosyal hayattaki konumunun iyileştirilmesi; toplum ve iş yaşantısında hak ettiği konumu almasının önündeki engellerin kaldırılması noktasında gözle görülür şekilde adımlar atıldığını ilgiyle takip ediyor ve destekliyoruz. Bazen yasal anlamda yeterli korumayı sağlayan bir düzenlemenin, uygulama noktasında çeşitli sebeplerle aksadığı ve kendisinden beklenen faydayı gerçekleştiremediğine de şahit oluyoruz. Bu konularda bizler de hukuk komisyonundaki arkadaşlarımızla çalışıyor ve KADEM olarak önerilerimizi açıklıyoruz.

Ancak şiddetin önlenmesi noktasında özellikle ve öncelikle üzerinde durulması gereken bir nokta var ki o da toplum olarak topyekûn bir zihin inşasının gerekliliğidir. Bir şiddet olayı yaşandığında önce kadın dernekleri aranıyor, kadınlar üzerinden çözüm konuşuluyor. Kadına şiddeti önlemek ve daha etkili sonuçlar elde etmek istiyorsak erkeklerle iş birliği yaparak çözüme onları da dâhil etmeliyiz. Kadına yönelik şiddet yalnızca bir kadın sorunu değildir, bilakis dünya çapında önlenmesi gereken toplumsal bir sorundur. Bu sorunun temelinde yatan algıyı ve cinsiyetçi kodları değiştirmemiz gerekiyor. Yalnızca şiddet mağduru olan kadınlar üzerinden geliştirilen argümanlar da bu sebeple yetersiz kalıyor. Şiddetin ve şiddeti uygulayan kişinin hemcinsi erkekler tarafından da kınanması, şiddet failinin dışlanması, şiddetin insani değerlerle örtüşmediğinin vurgulanması ve gerektiği takdirde bu konuda faal olarak eylemlerde bulunulması gerekiyor. Dolayısıyla, şiddetin tek yönlü olmadığının, çok çeşitli sebepleri olduğunu, esasen “şiddetin cinsiyeti olmadığını bizler KADEM olarak her defasında dile getiriyoruz. Bu alanda yürüttüğümüz medya kampanyalarıyla toplumsal farkındalığı arttırıcı çalışmalarımıza devam ediyoruz.

 

 

4-      Günümüz toplumunda bir kadının hem çalışma hayatında başarılı ve üretken olması, iyi bir anne iyi bir eş olabilmesi ve bunları sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi mümkün mü?

 

Geçmişle kıyaslandığında bugün hayata daha entegre ve kendini günümüz dinamiklerine göre daha çabuk güncelleyebilen bir kadınla karşılıyoruz. Bu kadın hem iş hayatında başarılı ve üretken iken bir yandan annelik görevini de üstlenmektedir. Elbette ki bu dengeyi korumak bir kadın için hiçte kolay değil.  Fakat her zaman üzerinde durduğumuz toplumsal cinsiyet adaleti perspektifinden bakarak, esnek istihdam ve mesai politikaları ile kadınların iş ve aile yaşamı arasındaki çoklu rolü daha hafifletilebilir. Toplumsal rol beklentileri nedeniyle de kadınların aile hayatına, çocuklarına daha fazla ilgilenmesi beklenmekte, bu da kadınların ister istemez suçluluk duygusuna kapılmalarına sebep olmaktadır. Bu durum kadını hem fiziksel hem psikolojik olarak çok zorlayan bir ikilem içerisine sokmaktadır. Aile içi sorumlulukların kadın ve erkek arasında adil şekilde paylaşımı kadının, iş ve ev dengesini kurmasını doğal olarak mümkün kılar.

 

5-      Hep kadınlar mı şiddete uğruyor? Şiddete uğrayan erkekler konusunda herhangi bir istatistik var mı? Yalnızca fiziksel değil tabi psikolojik, ailevi veya işle ilgili olabilir?

 

Elbette ve maalesef ki genelde şiddetin faili olarak karşımıza çıkan erkek, yeri geliyor şiddet mağduru da olabiliyor. Özellikle boşanma süreci ve sonrasında eşi ya da ailesi tarafından fiziksel şiddet mağduru olabildiği gibi, hayatının herhangi bir bölümünde farklı şiddet türlerine de maruz kalabiliyor. Ancak bu konularda yeteri kadar araştırma yapılmadığını fark ediyoruz. Erkeklerin de şikâyet nedenleri ve çözüm önerileri üzerinde çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü KADEM olarak bizler şiddetin cinsiyetinin olmadığını düşünüyoruz. Meseleyesalt kadın ve cinsiyet odaklı değil, insan olmak ve insan hakları kapsamında bakıyor ve herkese karşı her türlü şiddete hayır diyoruz.

Toplum nezdinde, aile değerlerinin, ahlaki ve vicdani değerlerin korunarak tüm bu şiddet eylemlerinin son bulmasını temenni ediyor, bu tür şiddet içerikli eylemlere karşı durmada toplumun gerekli duyarlılığı ve sağduyuyu göstermelerini ısrarla talep ediyoruz.

 

6-      Siz Kadın ve Demokrasi Derneği’nin Genel Başkanlığı yanında aynı zamanda akademisyen kimliğinizle de birçok çalışma yürütüyorsunuz. STK temsilcisi olarak birçok proje yürütüyorsunuz. Aynı zamanda bir annesiniz ve bir eşsiniz. Bütün bu sorumlulukları bir arada yürütmek zor olmuyor mu? Bütün bunları yürütecek gücü kendinizde nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle bir şeye, varoluş nedeninize, dünyadaki misyonunuza yani bir fikre bir davaya bir görüşe inanmak gerekiyor. Bu inanç size müthiş bir motivasyon, dayanma gücü, azim ve istek veriyor, kendinizden daha büyük bir amaç uğruna çalışırken yorgunluk hissetmiyorsunuz. Akademisyenlik Dünya’ya bir katkı sunabileceğime inandığım, daha iyi yönde değişimlere yön verebileceğimi düşündüğüm, gençlerle bir arada olarak onlara yeni ufuklar açabildiğim bir alan olarak beni heyecanlandıran, enerji veren bir alan. Bunun yanında Kadın ve Demokrasi Derneği, bir kadın olarak göz ardı edemediğim sosyal sorunlara dokunabildiğim ve çözümler bulunmasına katkıda bulunabildiğim diğer bir mecra olarak hayatımda önemli bir yere sahip.

Bunun yanında inandığınızı paylaşabileceğiniz ve size yürüdüğünüz yolda her zaman destek olacağınızı bildiğiniz yakın dostlarınızın, yol arkadaşlarınızın, akrabalarınızın en önemlisi de hayat arkadaşınızın olması gerekiyor. Hem bana hem de inandığım davaya inanan ve saygı duyan bir eşim ve çocuğum var. Onların desteği ve güveni bana büyük bir güç ve enerji veriyor. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır klişesini son derece sakıncalı ve sakat buluyorum. Bana göre her başarılı insanın arkasında iyi bir insan vardır.Çünkü başarılı bir kişinin arkasında olanın“kadın veya erkek” olmasından ziyade “iyi insan ve kötü insan”olması ile ilgili bir durum söz konusu.

Kadın çalışmalarına KADEM kurulmadan yaklaşık 5 yıl önce başlamıştım. Bu çalışmalarımı kurumsal bir kimliğe kavuşturmak yani KADEM fikri ise Zihni’mde 2 sene yol aldıktan sonra hayata geçti. Yaptığım ilk iş; bu fikre inanan arkadaşlarıma“hadi hepbirlikte yeni bir yolculuğa başlıyoruz” demek oldu vebugün o arkadaşlarım ile yol yürüyorum. Her birisinin bana kattığı muazzam iyilikler, ilim, irfan, vizyon ve estetik var. Yani demem o kiekip olmak kendinle birlikte ekibine inanmak son derece önemli. İnandığınız zaman devleşiyorsunuz ve yapabileceklerinizin sınırı genişliyor. Başarı sadece benim değil, başarı KADEM’einanan herkesin.  Ben ekip olmanın tadını ilk defa Tarsus’ta Özgecan Davası’nda bir takım marjinal feminist derneklerinin saldırısına uğradığımızda yaşadım.Biz o gün birbirimize kenetlendik. Birbirine kenetlenmek muazzam bir duygudur. Kenetlenebilmek ve arkadaşlarınızın kendisini feda edebildiğini görmek… Aslında bu davranış modeli millet olarak bize yakışan en ala davranıştır mesela 15 Temmuz, milletçe ekip olduğumuz ve kenetlendiğimiz bir gündür.

Son olarak düzenli, planlı ve disiplinli yaşam hayatınıza denge ve başarıyı getiriyor. Bir taraftan işimi, sosyal faaliyetlerimi planlarken diğer yandan ailemi, çocuğuma ayıracağım zamanı da planlıyorum ve hepsi arasında bir denge oluşturmaya çalışıyorum. Hayat bir dengenin ve nizamın üzerine kuruludur. Allah u Teâlâ da Dünya’yı böle yaratmamış mıdır? Yer yüzünde bir tarafta gündüz bir tarafta gece, bir tarafta karalar bir tarafta denizler bir denge içindedir.

 

 

7-      Kadınlarımıza toplumda ailede iş yerinde hak ettikleri statüye kavuşabilmeleri, daha iyi konumlara gelebilmeleri için tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Kadınların konumlarının güçlendirilmesi için yapılması gereken çok şey var. Eğitimle donanarak kadınlar kendilerini güçlendirecek ama devlet ve toplum da bu potansiyellerini kullanacakları ortamı sunmalı. Örneğin ev ile iş yaşamı arasında tercih yapmak zorunda kalmamalı, önüne cam tavanlar konulmamalı. Hükümetimiz kadınların iş yaşamına katılımını destekleyecek düzenlemeler yapıyor ancak bunların toplumda karşılık bulması lazım.

Toplumun kadına ve kadın meselesine bakışını değiştirmemiz lazım. Kadını ve erkeği, çatışmacı bir rekabetin parçası haline getiren çıkmazdan çekip çıkarmak ve kadın meselesini önce bir insani mesele olarak konumlandırmak bu değişimin ilk adımı olmalı. Bu zihniyet dönüşümünde erkeklerin de şunu fark etmesi lazım: Artık kadınlar sadece evin içerisinde değil, çalışma hayatının içerisinde. Eğer bizler, ailenin devamını istiyorsak, sağlıklı yuvalar inşa etmek, sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, erkekler artık hayatı kadınlarla adil, hakkaniyetli, insaflı, ölçülü paylaşmak zorundalar.

 

 

2017-11-08T16:07:01+00:00