Nafaka Tartışmalarına İlişkin
Hukuki Değerlendirme

1. Türk Medeni Kanunu’na Göre Nafaka

Halen yürürlükte olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), 22 Kasım 2001 tarihinde TBMM’de kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4721 sayılı TMK’da dört farklı nafaka düzenlenmiştir ancak günümüzde tartışma konusu olan yoksulluk nafakasıdır.  Türk Medeni Kanunu’nda sayılan nafaka türleri kısaca şu şekilde tanımlanabilir:

– Tedbir nafakası, boşanma davası süresince ihtiyaç sahibi eşe diğer eşin bakım ve iaşe için ödediği nafakadır.

– Yoksulluk nafakası, boşanma davasının neticelenmesini müteakip ihtiyaç sahibi eşe diğer eşin ödediği nafakadır.

– İştirak nafakası, boşanma davası süresince çocukların yanında bulunduğu eşe, davanın neticel-enmesini müteakip ise çocukların velayetini üstlenen eşe diğer eşin ödediği nafakadır.

– Yardım nafakası, ihtiyaç sahibi aile ferdine (kardeş, anne-baba ya da torun vb.) bakım ve iaşesi için ekonomik durumu el veren aile ferdinin ödediği nafakadır.

Sayılan nafaka türlerinden yoksulluk nafakasının bu denli tartışma konusu olmasının sebeplerinden biri süreklilik arz etmesi diğeri ise boşanılan eski eşe yapılacak ödemenin kabulünde zorlanılmasıdır.

Her ne kadar kanunlarımızda nafaka alacaklısının ya da borçlusunun cinsiyeti belirtilmemişse de gerek hayatın olağan akışı içerisinde gerekse bizim kültürümüzde genel olarak nafaka alacaklısının kadın, ödeme yükümlüsünün ise erkek olduğu açıktır.

Boşanmaya bağlı yoksulluk nafakasını kadın ve erkek gelir dağılımından bağımsız düşünmek mümkün değildir. Kadınların refah paylarının artması sorunu çözülmeden, nafaka tartışmalarının bitmeyeceğini söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

2002’den önce yürürlükte olan 743 sayılı TMK’ya göre yoksulluk nafakasının 04.05.1988 tarihine kadar boşanmadan itibaren 1 YIL, 04.05.1988 tarihinden sonra ise SÜRESİZ olarak uygulandığı görülmüştür.

Bu değişikliğin nedeni ise, yaş, eğitim, sosyal gerekçeler gibi çeşitli sebeplerle hayatını idame ettirmekte zorlanan kadınlara boşanmayı müteakip 1 YIL süreyle ödenen nafakanın yeterli olmamasıdır. 1988 yılında yapılan bu değişiklikten önce yapılan tartışmalara baktığımızda, 743 sayılı TMK’da yer alan 1 YIL SÜRE sınırının kaldırılarak, yoksulluk nafakası için süre belirlenmemesinin, mahkemelerin tarafların durumuna göre ve ihtiyaç nispetinde değerlendirme yapmasının uygun olduğu kanaatinin öne çıktığı görülecektir. Nitekim değişiklik de bu gerekçelerle yapılmıştır.

743 sayılı TMK’da yapılan bu değişiklik 4721 sayılı TMK’da da aynen korunmuştur.

Türk Medeni Kanunun 175. Maddesinde; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha fazla olmamak şartıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” denilmiştir.

Maddede açıkça görüldüğü üzere nafakanın “süresiz” olarak talep edilebilmesi düzenlenmiş; mahkemelerin süresiz olarak hükmetmesi gerektiğine ilişkin amir bir hükme yer verilmemiştir. Buradan hareketle, mahkemelerin tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre bir süre tayin etmesi pekâlâ mümkündür.

Kaldı ki 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesine göre yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için;
• Boşanmayla yoksulluğa düşmesi,
• Eşin; yeme, içme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür gibi ihtiyaçları karşılayacak gelirinin olmaması,
• İstemde bulunan tarafın daha ağır kusurlu olmaması,
• Nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı,
• Eşit kusur halinde nafakaya hükmedilebileceği,
• Tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınır.

Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesinde sayılan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin şartlar gerçekleşmediği müddetçe,  herhangi bir süre sınırı olmaksızın nafaka isteyebilir.

TMK 176. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yoksulluk nafakası; nafaka alacaklısının evlenmesi ya da taraflardan birisinin ölümü halinde kendiliğinden; alacaklının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü tamamen yitirmesi durumlarında ise mahkeme kararıyla ortadan kalkmaktadır. Uygulamada, nafaka yükümlüsü eş nafaka hükmünün ortadan kalkması için mutlaka dava açması gerekmektedir.

TMK 176. maddesinde düzenlenen bir diğer husus ise nafakanın toplu bir şekilde ödenmesinin mümkün olmasıdır. Buna göre  ‘’Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir’’ denilmiştir.

Nafaka mevzuunda yetkili üst mahkeme olan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, TMK 175. maddede düzenlenen “süresiz talep edebilme” imkânını hükümde de süresizlik olarak yorumladığı görülmektedir. Kanaatimizce, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bu görüşünde ısrar etmemesi ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre, nafaka yükümlülüğünü süreyle sınırlayan görüşü kabul etmesi bu konudaki tartışmaların bertaraf edilmesi açısından daha uygundur. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Daire Başkanının açıklamalarından anlaşıldığı üzere, hâlihazırda Yargıtay bu görüşünü değiştirmek istememektedir. Kuvvetle muhtemeldir ki bu ısrarın nedeni, yasa maddesini her dava için yeniden yorumlamanın sebep olacağı iş yükü ve süre tayini için gereken araştırma ve değerlendirme çalışmalarıdır.

2. Mahkemeler “süreli” nafaka kararları verebilecekse, biz neden TMK 175. maddede yer alan “SÜRESİZ” ibaresinin kaldırılmasına karşı çıkıyoruz?

Yaşadığımız toplumda, özellikle kadınlar bakımından eğitim, yaş, ekonomik durum, sosyal kabul ve benzeri kişisel durumu oluşturan özelliklerde bir standart olmadığı vakıadır.  Nafaka kararında, saydığımız bu hususlar ve kişilerin varsa diğer subjektif sebeplerinin tamamı dikkate alınmalıdır. Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız üzere, kanunda düzenlenen “süresiz talep” imkânı, her olayda tarafların durumuna göre karar vermeye imkân tanımaktadır. Bir diğer deyişle, hâkimlere, karşılaştıkları vakalarda takdir hakkı tanımaktadır. Yasayla tanınan bu takdir hakkının (süre sınırı konularak) kaldırılması ya da kısıtlanması durumunda, nafakaya ihtiyaç duyan taraflar bakımından yeni mağduriyetlerin doğması kaçınılmazdır. 1988’den önce yürürlükte olan 1 YIL SÜRELİ NAFAKA ödenmesi durumundaki mağduriyetlerin bir benzeri günümüzde yaşanacaktır.

Uygulamadaki örneklerde, nafaka borçlusunun ödeme gücünün yüksek olması halinde ya da müstakbel nafaka alacaklısının ihtiyacının olmaması durumunda, boşanma sürecinde nafaka konusunun çoğu kez hiç tartışma konusu olmadığını biliyoruz. Bugün kamuoyunda bir sorun olarak tartışılan yoksulluk nafakası, nafaka borçlusunun ödeme güçlüğü içinde olduğu, nafaka alacaklısının ise cüz’i de olsa aldığı nafakaya ihtiyaç duyduğu durumlarda cereyan etmektedir. Şu halde tarafların her ikisinin de ihtiyaç hali içinde olduğu durumlar için yeni bakış açısına ve çözüm yollarına ihtiyaç duyulduğu açıktır.

3. Çözüm Önerilerimiz

a. Aile Hukuku bağlamında arabuluculuk kurumu işletilmelidir: Aile içi şiddet kapsam dışı bırakılarak aile hukukundan doğan uyuşmazlıklarda öncelikle zorunlu arabuluculuk kurumu işletilmelidir. Zira boşanma sürecine girildiği andan itibaren, söz konusu durum taraflar ve müşterek çocuklar için çekilmez bir hal almaya başlamaktadır. Özellikle nafakaya ve tazminata hükmedilmesinin kusura endeksli olması nedeniyle taraflar öncelikle birbirlerinin özel hayatlarına müdahale etmekte, süreç bir savaşa dönüşmekte ve çok yıpratıcı olmaktadır. Bu sebeple bu alanda uygulamaya konulacak zorunlu arabuluculuk kurumu, tarafların, hem boşanmadan kaynaklanan haklarına daha kısa sürede kavuşmasını hem de yıpratıcılığa engel olunmasını sağlayacaktır.

b. Nafakanın toplu ödenmesi – maddi ve manevi tazminat: Boşanma davaları, tabiatı itibariyle taraflar arasındaki gerilim ve çekişmenin en yüksek olduğu ve duygusal anlamda en yıpratıcı noktaya ulaştığı davaların başında gelmektedir. Boşanma sürecinde, hem davanın hem de sonuçlarının olabilecek en kısa sürede sonuçlanıp bitmesini sağlayacak tedbirlerin gözetilmesinin uygun olacağı kanaatindeyiz. Bu meyanda nafaka borcunun zamana yayılarak taraflar arasındaki çekişmeyi sürdürmek yerine, maddi ve manevi tazminat, nafakanın topluca ödenmesi gibi yasada tanınan diğer imkânların daha sıklıkla uygulanması mümkündür.

c. Yargıtay’ın içtihat değişikliği: Nafaka kararlarında, tarafların durumuna göre, süre tayin edilmesi mevcut kanunumuza göre mümkündür. Hâlihazırda süren nafaka tartışmalarını sonlandırmak için, Kanun’da değişiklik talebi yerine, Yargıtay’ın görüş değişikliği yapması için etkin bir kamuoyu oluşturmanın daha sağlıklı bir çözüm yolu olduğu kanaatindeyiz. Örnek davalar yoluyla bu hususta hukuki tazyik uygulanması mümkündür.

d. Nafakanın azaltılması ya da kaldırılması: Türk Medeni Kanunu’nda açık cevaz olmasına karşın uygulamada nafakanın azaltılması veya kaldırılması kararlarının çok zor verildiğini görmekteyiz. Oysa nafaka alacaklısının ihtiyacının azalması ya da ortadan kalkması halinde nafaka miktarında da buna uygun yeni düzenlemeler yapılmasının kolaylaştırılması gerektiği kanaatindeyiz.

e. Evlilik süresine bağlı nafaka ödemesi: Yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız üzere, bizce yasa değişikliğine ihtiyaç olmamakla birlikte, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin görüş değiştirmemesi halinde, nafaka ödeme süresiyle evlilik süresi arasında orantı kurulması da mümkündür. Nafaka alacaklısının ihtiyacı halinde, kısa süreli evliliklerde dahi, en az 2 yıl nafaka ödenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Nafaka alacaklısının ihtiyacının devam etmesi halinde ise en fazla evlilik süresi kadar süre boyunca nafaka ödenmesi kanunla düzenlenebilir. Burada şu şekilde bir tasnif yapmak mümkündür; 0-2 yıl arası süren evliliklerde, nafaka alacaklısının ihtiyacı varsa mutlak surette 2 yıl; 2 yıldan fazla süren evliliklerde ise nafaka alacaklısının ihtiyacı devam ettiği sürece en fazla evlilik süresi kadar nafaka ödenir. Örneğin, 10 yıl süren bir evlilikte nafaka alacaklısına en fazla 10 yıl nafaka ödenecektir.

Sonuç itibariyle, yoksulluk nafakası konusunda toplumda oluşan talebin ve siyaset mekanizması üzerindeki ağır tazyikin farkındayız. Kuşkusuz gerek Hükümetimiz gerekse TBMM grubu, sorunun çözülmesi için bütün seçenekleri değerlendirmektedir. Ancak KADEM olarak önceliğimiz, hukukun temel ilkelerine ve insanımızın güncel ihtiyaçlarına uygun çözümler bularak yeni mağduriyetler oluşmasının önüne geçmektir.

Kadın ve Demokrasi Derneği

2019-04-26T15:51:36+03:00

KADIN VE DEMOKRASİ DERNEĞİ

KADIN VE DEMOKRASİ DERNEĞİ
Küçük Çamlıca Mh. Kısıklı Cd. No: 112/A
Üsküdar/İstanbul/TÜRKİYE
Tel: +90 (216) 325 03 07
Faks: +90 (216) 325 03 09