/ Sare Aydın Kadın ve Demokrasi Buluşması-II Konuşma Metni

Sare Aydın Kadın ve Demokrasi Buluşması-II Konuşma Metni

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, 5 Mart 2017 Pazar günü düzenlenen “Kadın ve Demokrasi Buluşması-II”de yaptığı konuşma:

 

 

 

KADEM ailesinin kıymetli üyeleri,

Çok değerli hanımefendiler,

Kıymetli misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Kadın ve Demokrasi Derneğimiz KADEM tarafından düzenlenen Kadın ve Demokrasi Buluşması Programı’nın ikincisinin hayırlı olmasını diliyorum.

“EVET! KADIN VARSA DEMOKRASİ VAR” sloganıyla gerçekleştirilen bu programın vurgusunu da, gayet yerinde ve anlamlı bulduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Kadınların, gençlerin içinde olmadığı bir demokrasi, sadece eksik değil, aynı zamanda sürdürülemezdir.

Kendi kişisel siyasi hikayemdeki başarımın sırrını bir cümleyle özetleyin derseniz, “kadınları demokrasiyle, siyasetle buluşturmayı başarmış olmamdır” derim.

KADEM’in de, kadın hakları konusundaki çalışmalarında aynı sırrı keşfetmiş olduğunu, ikincisini düzenlediğimiz bu toplantı vesilesiyle bir kez daha görmüş oluyoruz.

Programın düzenlenmesinde emeği geçen ve programa katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum.

 

Değerli kardeşlerim…

Dün, Hak-İş Uluslararası Kadın Buluşmasında da ifade ettiğim gibi, kadını NİSA, yani İNSAN olarak görüp, kabul ettiğimizde, pek çok sorunun kendiliğinden çözüm yoluna girdiğine şahit olacağız.

Dünyada kadın hakları konusunda en çok ve en iddialı sözleri söyleyen, en çok faaliyet yürüten ülkelere bakınız…

Hemen hepsinin de bu bakımdan karanlık ve utanç verici bir geçmişe sahip olduğunu görürsünüz.

Öyle ki, bu toplumlar kadını “İNSAN” olarak kabul etmeyen, canlılar hiyerarşisinde, hayvanların dahi gerisine iten bir anlayıştan bugüne gelmişlerdir.

Aynı toplumların bugün canhıraş bir şekilde kadın hakları savunuculuğu yapıyor olmaları, herhalde, geçmiş günahlarından arınma çabasından kaynaklanıyor.

Tabii, bir yandan ifrat ve tefrit, diğer yandan eski alışkanlıkların farklı biçimlerle tezahürü, burada da kendini gösteriyor.

Dün kadını insan yerine koymayanlar, bugün kadınları yine farklı bir yere konumlandırmaya çalışıyor.

Dün kadını alınıp satılan bir eşya gibi görenler, bugün de kadın bedenini ve emeğini metalaştırarak, bir anlamda modern kölecilik yapıyor.

İşte bu konuda KADEM’in yaklaşımının, yani kadına hak ettiği değeri ve toplumsal rolü, insan hakları kapsamında kazandırma mücadelesinin, en doğru, en sağlıklı yöntem olduğuna inanıyorum.

Bizim, kadınlarımızın haklarını, hukuklarını korumak için dışarıdan model almaya, tercüme yapmaya, kopya çekmeye ihtiyacımız yoktur.

Medeniyetimizde ve kültürümüzde, kadın haklarını istediğimiz istikamette geliştirmeye yönelik, felsefi ve fiili her türlü örnek mevcuttur.

Birileri ısrarla sadece kadına yönelik şiddeti ve bu doğrultuda yorumladıkları bir takım ifadeleri, örnekleri öne çıkartıyorlar.

Kadına şiddet, elbette ki bir insanlık suçudur.

Kimse aksini söyleyemez, buna tevessül eden olursa da karşısında önce beni bulur.

Öte yandan, insan hakları zaviyesinden baktığımızda, kadın meselesinde bizim tarihimizde olumlu manada çok daha fazla kural, çok daha fazla uygulama vardır.

Ama bunları asla konuşmazlar, asla gündeme getirmezler.

Çünkü dertleri, kadınların sıkıntılarının çözümüne katkı sağlamak değil, bu konu üzerinden milletimizin değerlerine, tarihine, kültürüne saldırmaktır.

Halbuki, bizim değerler dünyamızda, iyi veya kötü olan kadın veya erkek değil, insandır.

Çünkü insan, doğrudan ve yanlıştan birini kendi iradesiyle seçme özgürlüğüne sahip olarak yaratılmıştır.

Bu davranışlarımızı yönlendiren, kolaylaştıran veya zorlaştıran da, içinde yaşadığımız medeniyet ve kültür iklimidir.

Bizim inancımıza göre insan, yaradılmışların en şereflisidir.

Öyleyse, sadece ve sadece insan sıfatına sahip olmakla, alemdeki en şerefli varlık konumu elde etme hakkına kavuşuyoruz.

Aksi bir davranış içindeysek, bunun sebebi değerlerimiz değil, kendi kişisel zaaflarımızdır, fıtri sapmalarımızdır.

Ülkemizde şayet bir erkek, bir kadına şiddet uyguluyorsa, kötü davranıyorsa, hiç kimse bunun faturasını dinimize, kültürümüze, medeniyetimize çıkartamaz.

Çünkü inancımızda ve Anadolu irfanında kadın, gerçekten çok müstesna bir yere sahiptir.

Bakınız, erkekle eşittir demiyorum, çok daha ötesidir.

Vatanı bile “babavatan” değil, “anavatan” olarak ifade eden bir gelenekten başka türlü bir davranış beklenebilir mi?

Milli kültürümüzde kadın, aileden başlayarak, toplumsal hayatın her yerinde söz sahibidir, etkilidir, belirleyicidir.

Biz, kendi aile büyüklerimizden bunları dinlemişizdir, sayısız örneğine bizzat şahit olmuşuzdur.

Tarihimizden, kültürümüzden almamız gereken örnekler bunlardır.

Üç-beş psikopatın yanlışı, ne bizi, ne inancımızı, ne geleneğimizi temsil eder.

Bu tür yanlışlara yönelenlere hak ettikleri cezayı vermek devletin, onlar üzerinde toplum baskı kurmak da milletin işidir.

Dikkat ediniz, bugün kadına en fazla şiddetin uygulandığı yerlerin başında, güya bu meselelerde en çok hassasiyet gösteren kesimlerin yaşadığı büyükşehirler geliyor.

Hatta Batı ülkelerinde bu tür olaylara, diğerlerinden çok daha fazla rastlandığı ifade ediliyor.

Demek ki mesele, söz ve mevzuattan önce zihniyet meselesidir.

Zihniyet bozuksa, siz ne kadar yaptırım getirirseniz getirin, facialar yaşanacaktır.

Ülkemizde kadınlarla ilgili sorunların, bu çerçevede konuşulması, tartışılması ve çözüm yolları üretilmesi en doğru yoldur, yöntemdir.

Aksi takdirde, son 200 yıldır hayatımızın her alanını işgal eden ve çözdüğünden daha fazla soruna yol açan taklitçilik ve tercümecilik tuzağından kurtulamayız.

KADEM, işte bu çerçevede ortaya koyduğu özgün yaklaşımla, takdiri hak eden bir sivil toplum kuruluşumuzdur.

 

Kıymetli hanımefendiler, değerli kardeşlerim…

Uğradığı haksızlıklar, adaletsizlikler, ayrımcılıklar karşısında kadının yanında yer almak, insan olan herkesin görevidir.

Bugün dünyada yaşanan krizlere baktığımızda, sorunları çıkartanlar genelde erkekler iken, bunların bedelini ödeyenlerin ağırlıklı olarak kadınlardan, çocuklardan oluştuğunu görüyoruz.

Suriye’de 6’ncı yılına giren insani krizde, eşlerini kaybeden, evleri yıkılan, çocuklarıyla ortada kalan kadınların çektiği çileler, tek başına insanlığın vicdanını sızlatmaya yeterlidir.

Aynı şekilde, Afrika’da çocuklarıyla birlikte hayata tutunma mücadelesi veren kadınların üstesinden gelmek zorunda olduğu sıkıntılar, tüm insanların uykularını kaçırması gerekir.

Bir yandan fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, bahçelerde çalışan, diğer yandan evini çekip çeviren, çocuklarını büyüten kadınların üzerindeki yük, gerçekten çok ağırdır.

Siyasetçilere ve KADEM gibi kadın haklarını savunan kuruluşlara düşen görev, işte bu manzarayı değiştirmek için gereken çözüm yollarını araştırmak, bunların uygulanması için gereken iradenin oluşmasını sağlamaktır.

Çözüm üretmeyen siyaset, yapana da, millete de yüktür.

Biz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan beri, sorumluluk üstlendiğimiz her görevde, işte bu anlayışla hareket ettik.

Ülkemizi, milletimizi daha ileriye taşımak için çözüm ürettik, proje geliştirdik, icraat yaptık.

Tüm bu çalışmaları, sistemden kaynaklanan arızalara, aksaklıklara, sıkıntılara rağmen yürüttük.

Sistemde sızıntı varsa, ne yaparsanız yapın, belirli bir düzeyin üzerine çıkamıyorsunuz.

Türkiye, darbe dönemlerinde kurulmuş ve tahkim edilmiş, seçilmişleri atanmışlarla murakabe etme üzerine kurulu sistemle gidebileceği yere ulaşmıştır.

Ülkemizde, çok partili hayata geçildikten sonraki kriz dönemlerine baktığımızda, hepsinin de gerisinde yürütme, yasama ve yargı organları arasındaki güç kavgalarının bulunduğu görüyoruz.

Yürütme yasama üzerinde, yargı hepsinin üzerinde tahakküm oluşturmaya çalışınca, sistem ister istemez tıkanıyor, arıza veriyor.

1960’ta bu sorunu yaşamışız, 1971’de yaşamışız, 1980’de yaşamışız, 1997’de yaşamışız, 2001’de yaşamışız…

Hatta 2007 yılında bizzat kendimiz bu sıkıntıya maruz kaldık.

Yargı ve bürokratik vesayet aracılığıyla Meclis’in Cumhurbaşkanı seçme hakkı engellenmeye çalışıldı.

Cumhurbaşkanı’nı doğrudan halkın seçmesiyle ilgili Anayasa değişikliği, işte bu krizi aşmak için geliştirilmiş bir formüldür; ama eksiktir.

2014 yılında Cumhurbaşkanlığı görevine geldik, milletimize verdiğimiz sözleri tutmak için, yine milletimizden aldığımız güçle çalışmaya başladık.

Ortalığı ayağa kaldırdılar.

Neymiş, bu Cumhurbaşkanı eski Cumhurbaşkanları gibi davranmıyormuş.

İyi de, bu Cumhurbaşkanı onlar gibi seçilmedi ki, onlar gibi davransın.

Onlar Meclis’in dengeleri içinden çıkıp geliyorlardı, biz milletimizin bağrından çıkıp geldik.

Buradan aldığımız güçle de görev yapıyoruz.

16 Nisan’da halkoylamasına sunulan Anayasa değişikliği, işte bu itirazları, bu sıkıntıları, inşallah kökten ortadan kaldıracaktır.

 

Kıymetli hanımefendiler, değerli kardeşlerim…

Türkiye’de bir kesimde, sandık korkusu, millet korkusu, eskiden beri mevcuttur.

Hatırlarsanız, 2014 yılındaki ilk Kadın ve Demokrasi buluşmasında sizlere, Mersin Arslanköylü kadınların, 1947 mahalli seçimlerinde “sandık namusumuzdur” diyerek gösterdikleri direnişi anlatmıştım.

Yıllarca “AÇIK OY, GİZLİ TASNİF” ile ülkeyi yönetenler, “GİZLİ OY AÇIK TASNİF” ile millet iradesine sahip çıkınca, bir daha bellerini doğrultamadılar.

Buna rağmen, sistemin içine yerleştirdikleri çeşitli mekanizmalar aracılığıyla, gizli iktidarlarını uzun süre devam ettirdiler.

Türkiye, geçtiğimiz 14 yılda, ekonomide olduğu gibi demokraside de çok büyük mesafe kat etti.

Sandıktan çıkmadan gizli iktidarlarını sürdürenlerin ellerindeki araçları birer birer etkisiz hale getirdik.

Son 3-4 yıldır yaşadıklarımız, bu mücadelenin kazanılabilmesi için, milletimizin ülkenin yönetiminde çok daha etkin hale gelmesinin şart olduğunu gösterdi.

Bunun yolu da, ülkenin yönetiminin, doğrudan milletin seçtiği ve sorumluluk verdiği Cumhurbaşkanına teslim edilmesidir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi, aslında milletin doğrudan ülke yönetimine el koymasıdır.

Eskiden sık sık darbeciler ülke yönetimine el koyardı.

En son 15 Temmuz’da bir kez daha buna teşebbüs ettiler.

16 Nisan Anayasa değişikliği ile artık milletimizden başka hiçbir güç böyle bir imkana kavuşamayacaktır.

Mevcut sistemde Meclis’le içiçe olan, dolayısıyla her türlü siyasi dalgalanmaya, her türlü etkiye açık bulunan yürütme, doğrudan Cumhurbaşkanına bağlanarak, milletin emrine veriliyor.

Meclis ise, yasama faaliyetlerini daha etkin şekilde yapabileceği, yürütmenin denetimi konusunda da yeni imkânlar elde ettiği, asli konumuna yerleşiyor.

Yargı ise, bağımsızlık yanında tarafsızlık ilkesiyle güçlendirilerek, millet adına hüküm verme yetkisini sürdürüyor.

Anayasa değişikliğinin getirdiği yeni sistem, özetle bu şekildedir.

Bilindiği gibi dünyada pek çok yönetim sistemi bulunuyor.

16 Nisan’da oylayacağımız Anayasa değişikliğiyle getirilen sistem, bir tercihtir.

Meclis’te, yönetim reformuna olumlu bakan iki partinin vardığı uzlaşmayla ortaya çıkan bu tercihle, herhangi bir yerden tercüme veya kopya olmayan, ülkemize mahsus bir yönetim sistemi ortaya konmuştur.

Anayasa değişikliğiyle getirilen yeniliklerden biri de, seçilme yaşının 18’e indirilmesidir.

Bir bakıma 16 Nisan, gençlerimizin günüdür.

Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemine geçerek gireceğimiz yeni dönemde, siyasette ve bürokraside kadınlarımızın çok daha etkin bir yere geleceğinden emin olunuz.

Çünkü, biraz önce de söyledim, bu sistemin patronu erkeğiyle, kadınıyla doğrudan millettir.

Yüzde 50+1 oyla seçilmek zorunda olan hiçbir Cumhurbaşkanı, milletin taleplerine, beklentilerine sırtını dönemez, kulaklarını kapayamaz.

Toplumun yarısını oluşturan kadınlarımızın hiçbir meselesi, Cumhurbaşkanlarının, dolayısıyla hükümetin ilgi alanı dışında kalamaz.

Tabii bunun için, kadınlarımızın çok daha örgütlü şekilde hareket etmesi, seslerini çok daha gür şekilde duyurması gerekiyor.

KADEM’in, kadın hakları konusundaki sağlıklı yaklaşımı ve yöneticilerinin samimi gayretleriyle, bu hususta giderek daha önemli bir platform haline geleceğine inanıyorum.

Bu Anayasa değişikliğini 339 oyla kabul eden Meclis görevini yerine getirmiştir.

Şimdi sıra milletimizdedir.

“EVET! KADIN VARSA DEMOKRASİ VAR” sloganı, 16 Nisan’dan sonra çok daha anlamlı, çok daha ses getiren bir ifadeye dönüşecektir.

Tabii bunun için, tıpkı 1947’de Mersin Arslanköylü kadınların yaptığı gibi, ülkemizdeki tüm hanımefendilerin sandıklara sahip çıkması gerekiyor.

Sizlere güveniyorum.

Sizlere inanıyorum.

BÜYÜK TÜRKİYE için, GÜÇLÜ TÜRKİYE için, MÜREFFEH TÜRKİYE” için çıktığımız yolda, TEK MİLLET, TEK BAYRAK, TEK VATAN, TEK DEVLET diyerek bugünlere geldik.

Cumhurbaşkanlığı Sistemiyle, inşallah, hem 2023 hedeflerimize ulaşacak, hem de 2053 ve 2071 vizyonlarımızı şekillendirmeye başlayacağız.

Rabbim, ülke ve millet olarak hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

KADEM ailesinin her bir ferdine, kadınlarımıza ve milletimize yaptıkları hizmetlerden dolayı teşekkür ediyorum.

Bu toplantının kadınlarımızla birlikte milletimizin tamamı için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla…