28 Şubat’ın İzleri ve Kadınların Direnci: Hafıza ve Adalet Vurgusu

Vakfımız ve İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 28 Şubat paneli İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 28 Şubat’ı hatırlamak ve bu sürecin toplumsal etkilerini değerlendirmek için düzenlenen panele İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Mütevelli Heyet Başkanımız Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Yönetim Kurulu Başkanımız Av. Dr. Canan Sarı, akademisyenler, gazeteciler ve çok sayıda davetli katıldı.

Panelin ilk açılış konuşmasını Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar yaptı. 28 Şubat’ın yurttaşlık hakkını eşitlik temelinde değil de ideolojik temelde değerlendiren bir süreç olduğunu belirten Zülfikar “28 Şubat’ın en çarpıcı yanı, yapılan ayrımcılığın ve hak ihlallerinin meşru görülmesi ve gösterilmesidir. Medya, hukuk ve akademi de burada önemli bir rol oynadı,” dedi.

Panelin ikinci açılış konuşmacısı Yönetim Kurulu Başkanımız Av. Dr. Canan Sarı oldu.

“28 Şubat, belirli bir zihniyet dünyasının sistemli biçimde inşa edildiği bir dönemdir.”

Av. Dr. Canan Sarı 28 Şubat’ın yalnızca yaşanan hak ihlalleriyle sınırlı olmadığını, hukuk mekanizmalarının işleyişinden medyanın diline, akademik söylemlerden kurumsal reflekslere kadar çok katmanlı bir yapı içinde şekillendiğini vurguladı. Sarı, sürecin karar verici aklın ve kamusal söylemin nasıl yönlendirildiğini gösteren tarihsel bir kırılma noktası olduğunu ifade etti.


“28 Şubat’ta siyasal alan yeniden dizayn edilmeye çalışıldı.”

Sarı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin çeşitli mekanizmalarla sınırlandırıldığı bu sürecin, Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli bir müdahale örneği olduğunu belirtti. 27 Mayıs, 12 Eylül ve 15 Temmuz gibi müdahaleler hatırlatarak, 28 Şubat’ın “post-modern darbe” olarak anılan niteliğine dikkat çekti.

Zaman zaman “28 Şubat artık geçmişte kalmadı mı?” sorusuyla karşılaştığını dile getiren Canan Sarı konuşmasına şöyle devam etti: “Geçmişte yaşananların üzerini örtmek değil, onları soğukkanlılıkla değerlendirmek, toplumsal olgunluğun göstergesidir. Unutarak değil; hatırlayarak daha adil bir gelecek inşa etmek esastır. Bugünkü panelimizi bu noktada çok önemli buluyoruz. Bugün 28 Şubat farklı açılardan ele alacak; siyasi hukuki ve toplumsal boyutlarıyla kapsamlı bir değerlendirme yapacağız. Bu nedenle bugün yapacağımız her analiz, bir daha hiçbir vatandaşımızın inancı, kimliği veya kıyafeti nedeniyle dışlanmaması için güçlü bir sorumluluk çağrısıdır.”

“28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi” Paneli Gerçekleştirildi

Açılış konuşmalarından sonra gerçekleştirilen 28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi” başlıklı panelin moderatörlüğünü Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış yaptı. Panelde Av. Dr. Fatma Benli Yalçın, Prof. Dr. İsmail Çağlar, Doç. Dr. Gülüşan Göcen ve S. Sena Polat konuştu.

Av. Dr. Fatma Benli, Türkiye tarihinde sivil iradeye yapılmış müdahaleleri hatırlatarak, 28 Şubat darbesinin ardından yaşanan hak ihlalleri üzerinden o dönemde hukuksuzluğun bir norm haline geldiğine dikkat çekti. Yalçın konuşmasında Medine Bican’ın yaşadığı mağduriyeti anlattı. 28 Şubat sürecinde 71 yaşındaki kanser hastası Medine Bircan’ın, sağlık karnesinde “başı açık” fotoğrafı bulunmadığı gerekçesiyle İÜ Çapa Tıp Fakültesi’nde tedavisi engellenmişti. Yalçın, Bican’ın oğlunun fotoğraf üzerinde oynama yapıp getirdiği gün Bican’ın vefat ettiğini belirtti.

Medyanın 28 Şubat sürecindeki söylemine vurgu yapan Prof. Dr. İsmail Çağlar dindar kadınların medya dilinde hangi imgeler ve kalıplar üzerinden temsil edildiğini, medya söyleminin kamusal dışlamayı “olağan” ve “haklı” göstermede nasıl bir rol oynadığını, haber dili, köşe yazıları ve görsel anlatıların nefretin yeniden üretimine nasıl hizmet ettiğini anlattı. Medyanın 28 Şubat sürecinin bir parçası olduğunu anlatan Çağlar, medyanın bu dönemde hem bir alet olarak konumlandırıldığını hem de süreci yönlendiren zümrenin parçası olduğunu söyledi.

28 Şubat sürecinde akademinin oynadığı role değinen Doç. Dr. Gülüşan Göcen konuşmasında, 28 Şubat sürecini küresel İslamofobi’nin yerel görüntüsü olarak okumanın mümkün olduğunu ifade etti. Göcen, “28 Şubat’ta çarpık, karanlık ve jakoben bir modernleşme anlayışı; toplumu yukarıdan dönüştürme, makbul vatandaş üretme arzusunu gördük,” dedi.

Sena Polat İslamofobi’nin yalnızca kültürel bir önyargı, bireysel nefret olarak değil; Müslüman kimliğin kamusal görünürlüğünün sistematik biçimde problemleştirilmesi olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Polat konuşmasının ilk bölümünde Fransa’da medya ve siyasal söylem aracılığıyla Müslüman kimliğin krize dönüştürülmesi ile Türkiye’de 28 Şubat sürecinde başörtüsünün rejim tehdidi olarak kodlanmasını karşılaştırdı. İkinci bölümde ise başörtülü kadın figürünün Fransa’da medya söylemleri aracılığıyla nasıl toplumsal nefrete açık hale getirildiğini aldı.

KADEM olarak, 28 Şubat’ın yıldönümünde yaptığı değerlendirmede, geçmişle yüzleşmenin ve hafızayı diri tutmanın, hak ve özgürlüklerin korunması açısından hayati önemde olduğunu belirttik. Açıklamamızda, kadınların hak mücadelesini dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla sürdüreceğimiz mesajını verdik.

2 Mart 2026

Yazıyı Paylaşın!

Son Haberler

Bültenimize Abone Olun!

Bizi Takip Edin

Go to Top