KADEM Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın “Güçlü Türkiye’nin Güçlü Kadınları Zirvesi” Konuşması

Değerli konuklar,

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle, çok çeşitli alanlarda çalışmalarıyla, başarılarıyla, hikayeleriyle dünyamıza anlam katan Türkiye’nin kadınlarıyla, sizlerle bir arada olmak benim için mutluluk.

Turkuvaz Grubuna, ve programda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Esasında dünyaca kutlanan böyle bir gün olması pek de iyi bir şey değil.

Keşke kadınlar çoğu toplumda olduğu gibi dezavantajlı durumda olmasaydı da Kadınlar Gününe ihtiyaç olmasaydı.

Tabi ki erkeklerin yaşadığı mağduriyetler de çok ciddi boyutlarda.

Fakat şunu kabul edelim ki, tüm dünyada sistematik olarak, ikincil olduğu bilinçaltlarına işlenen, karar mekanizmalarından uzak tutulan, istismar ve şiddete uğrayan, kıyas kabul etmeyecek bir oranla kadınlar.

Bu sorunu ortadan kaldırmak için erkekleri düşmanlaştırmak da zayıflatmaya çalışmak da pek anlamlı değil. Çünkü bu sorunun asıl sebebi tüm insanlık olarak güç, adalet ve merhamet gibi algılarımızdaki bozukluk.

Birileri her zaman birilerinden çeşitli şekillerde daha güçlü olacak, bu kaçınılmaz. Önemli olan gücün nasıl kullanılması gerektiği konusunda, gerçek güçten ne anlaşılması gerektiği konusunda kendimizi ve toplumu eğitmek.

Önemli olan, adaleti ve merhameti hâkim kılmak. Bunları sağlamak için de gerekli teşvik, denetim ve yaptırım mekanizmalarını etkili şekilde tesis etmeliyiz, çünkü bu insanların keyfine bırakılacak bir husus değil.

Sevgili misafirler,

Kimseyi incitmek istemem ama biraz açık konuşmak istiyorum.

Kadınlar Günü, kadını çiçeğe böceğe benzeterek kibar görünmeye çalışma günü değildir.

Kadınlar Günü, kadınları öve öve bitirememe günü de değildir.

Kadınların sadece insan olduğunu hepimiz biliyoruz. Güçlü ve zayıf yönleriyle, hataları ve sevaplarıyla sadece insan. Ve kalıplara sokulamaz, hepsinin özellikleri kendine has…

Kadınlar şöyle müthiş böyle muhteşem gibi süslü cümleler kurulduğu zaman hem gerçeklikten uzaklaşıyoruz, ama daha kötüsü asıl meseleyi ıskalıyor hatta algısal olarak önemsizleştiriyoruz.

Kadınların yaygın ve sistematik olarak yaşadıkları mağduriyetlerle ilgili bir şeyler yapmamız için kadınların muhteşem varlıklar olmaları gerekmiyor.

İşte Kadınlar Günü, bu mağduriyetleri görmemiz, anlamamız, anlatmamız ve bunlarla mücadele etmemiz için bir fırsat olmalı, böyle değerlendirilmeli.

Yine bir 8 Mart Günü, 6 yıl önce bir grup arkadaşımızla birlikte Kadın ve Demokrasi Derneği’ni kurduk. Toplumda kadın erkek herkesin eşit fırsatlara sahip olması; kadının sesinin yeterince duyulmadığı her alanda temsil gücüne kavuşması; kadınların yaygın olarak karşılaştıkları şiddet ve istismar gibi vakalarla mücadele; kadının, ailenin ve toplumun beraber güçlenmesini sağlayacak bir bakışın ve politikaların yerleşmesi için ülke çapında 46 temsilciliğimizle beraber gece gündüz çalışıyoruz.

Çalışmalarımız çok çeşitli; bilinçlendirme ve kapasite geliştirme eğitimleri, atölye çalışmaları, senelik akademik kongre, ulusal hakemli akademik dergi, 2 yılda bir gerçekleşen zirvemiz ve ülke çapında gerek şehir gerek köylerde kadınlarımızı bizzat dinleyip onların sorunlarına yönelik geliştirdiğimiz projeler…

Hepsi toplumda kadın erkek algısının, ilişkilerinin, toplumsal rollerinin, insan onuruna yaraşır bir şekilde düzenlenmesi ve toplumsal huzurun tesisi içindir. Hepsi, kadın varlığını güçlendirmek, değerleri ve yaşam biçimiyle yeni bir kadınlık bilincini ortaya koymak içindir.

Bir yandan kadının benliğine zarar veren, erkeğin de ahlakını yozlaştıran ve dinimizle hiç ilgisi olmayan bazı geleneksel algılarla mücadele ederken, diğer yandan da Batı’nın insanı adeta fıtratına düşman eden ve toplumların geleceğini çökerten modern düzene teslim olmama gayretindeyiz.

Biz öyle güzel bir inanca ve kültüre sahibiz ki, bu anlamda bilincimizi artırıp gücümüzü oralardan aldığımızda hem kadın hem de toplum için çok daha sağlıklı bir noktaya ulaşacağız.

Sevgili misafirler,

Kadınlar ne yazık ki her çağ ve coğrafyada adeta çeşitli ideolojilerin çarpışma aracı olmuş. Günümüzde de bir yanda kadını ekonomik bir meta olarak görenler, bir yanda terörist emellere alet edenler, bir yanda dindarlıklarını kendilerinden çok kadınlarının durumuyla ölçenleri görebiliyoruz. Biz kadınlar olarak kendimizi bu tuzak ve çekişmelerden koruyup, özümüze ve topluma fayda için ne yapabiliriz onun derdinde olmalıyız.

Ne yazık ki, bugün özümüzü, kimliğimizi Batı’nın yönettiği imaj ve algılardan kopuk düşünemiyoruz. Giyimimiz Batılının giyimine ne kadar yakınsa algımız o kadar medeni ve modern oluyor. Eğitimimiz Batı ekolüne ne kadar yakınsa o kadar makbul oluyor.

Toplumsal sorunların çözümü için çalışırken dahi bu standartlar üzerinden kavram setleri oluşturuyoruz. İnsan hakları, çevre hakları, kadın hakları, özgürlük gibi kavramlardan anladıklarımız, Batı’nın yaklaşımı üzerinden biçimleniyor.

Oysa tüm bunlar moderniteden doğan boşluklar. Sözgelimi bir Müslüman için tabiat emanet iken ve insanın ona uyumu beklenirken, modernitenin bakışına göre çevre bir sorundur. Çünkü modern insan tabiata uyum sağlamak yerine hükmetmeyi tercih eder.

Aynı şekilde bir Müslüman için özgürlük Rabbinin emirleri dışında her şeyden bağımsız olmak iken, hâkim kapitalist düzende nefsani heveslere teslimiyetle elde edilecek şey olarak görünür.

Manevi dünyamızdan, toplumsal yapımıza kadar her alanda bir kendini hatırlama seferberliğine ihtiyacımız var.

Mesela çocuk sahibi olmayı yük gibi gören anlayış modernitenin ürünüdür ve doğa ile savaşmaktır. Çocuk yetiştirmenin zor yönlerini değil güzelliklerini görmeli ve konuşmalıyız.

Keza aile ve evle ilgili konuları tali, önemsiz görmek, çocuk yetiştirmeyi zorlaştırmak; kariyer ve para için uzun çalışma saatleriyle önce erkeği, sonra tüm bireyleri evden koparıp çarklarının parçası haline getiren kapitalizmin ürünüdür.

Bahçesiz, mahallesiz evlerde, geniş aileleri birbirinden koparan, ilişkileri zayıflatıp kişileri yalnızlaştıran, kırılganlaştıran bireyselleşmenin ürünüdür.

Ne yazık ki, kariyer uğruna evliliklerin ertelendiği, sözde modern üreme teknikleriyle tek anne olmak gibi akla ziyan yöntemlere başvurulabilen bir çağda yaşıyoruz. Böyle bir çağda aileyi güçlü tutmak için sadece çocuk sahibi olmaya ve eve para getirmeye yarayan bir baba modeli de çok çok yetersiz.

Aile sadece anne ve çocuk değildir, anne ve baba ve Allah takdir ettiyse çocuktur. Dolayısıyla Erkekler bu konuları dikkate alıp sahiplenmedikçe aile kalkınamaz.

Evet kadın güçlü bir ailenin olmazsa olmazıdır, fakat ruhen sağlıklı, güçlü ve evini önemseyen bir baba figürü olmadan da sağlıklı bir aileden bahsedemeyiz.

Bir de bunun diğer tarafı var. Toplumsal ve kamusal alan. Genelde erkekle özdeşleştirdiğimiz toplumsal alan, toplumun geçimi ve yönetimi, kadının da alanıdır.

Çok basit bir mantıktan bahsediyorum; Kadınların ihtiyaçlarını en iyi yine kadınlar bilir.

Örneğin, Karar mekanizmalarında çok az kadın olduğu için, annelerin halinden anlayanlar azınlıkta kalır ve annelik müessesesi toplumsal hayatın dışına itilip eve hapsedilir. Bir diğer örnek, yerel yönetimlerde ve emniyette daha çok kadın olsa belki kadınların sokaktaki, ulaşımdaki güvenliğini daha iyi sağlayacak bir yapı oluşturulabilir.

Sevgili konuklar,

Kadın Allah’ın yaratışındaki onurlu pozisyonunu koruyabildiğinde, potansiyelini gerçekleştirdiğinde, bir tarafta yanlış geleneklerin, diğer tarafta ise modernizmin bombardımanından uzak durabildiğinde hem ailesine hem de topluma öyle değerli öyle kritik bir katkıda bulunuyor ki, dünya nasıl olmuş da bunca yıl bu katkıyı yeterince kullanamamış diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

Çünkü anlattığım şekliyle kadın, sağlıklı bir aile ve sağlıklı bir toplumun bel kemiğidir; çocukları için, ailesinin refahı ve birlikteliği için en iyisini düşünür; toplumu her türlü yozlaşmadan korumak için mücadele eder.

Türkiye bu kadınların örnekleriyle dolu. Kimi çok meşhur, kimini pek az insan tanır.

Bu kadınlar ve onlar gibileri olmasa bugün Türkiye emin olun bu günlere gelemezdi. İyi ki varlar!

Tabi bizim avantajımız, Türkiye tarihinin hemen her alanda en reformist iktidarının döneminde yaşıyoruz. Öyle ki birçok mağduriyete toplumdan ses gelmeden eğilip toplumun önünde giden bir irade var.

Kadın konularında da bahsettiğim zihniyet devrimi ancak böyle reformist, statükoya yenilmeyip devrim niteliğinde düzenlemeleri gerçekleştirebilen bir irade ile mümkün olabilir.

Nitekim şimdiye kadar gerek sosyal destekler gerek kadına şiddetle mücadele gerekse ekonomik ve siyasal hayata katılım gibi kadını güçlendirecek birçok alanda önemli düzenlemelere şahit olduk.

Bir tarafta bu irade, bir yanda ülkemizin en büyük zenginliklerinden olan kadınlarımızın potansiyeli ile kısır tartışmalarda boğulmak yerine ortaklıklarımıza yoğunlaşarak, beraber çalışarak, dayanışarak, ülkemiz ve tüm dünya için güzel yarınlara erişmek dileğiyle,

Kadınlar Gününüz kutlu olsun!