KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Av. Derya Yanık Başörtülülere Yönelik Yapılan Saldırılarla İlgili Sabah Gazetesi’ne Konuştu

KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Derya Yanık: Bu saldırılar, sadece başörtülü vatandaşlarımızı değil, toplumsal barışı ve kamu düzenini hedef alıyor. Toplumsal barışı bozmayı amaçlıyor.

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da iki başörtülü genç kıza yapılan saldırı, Kocaeli’de bir siyasi partinin eski yöneticisinin sosyal medya üzerinden muhafazakar kadınlara yönelik çirkin hakaretleri, her kesimin tepkisine neden oldu. Özellikle başörtüsü konusundaki hazımsızlığı yeniden gündeme getiren bu saldırılar yeni bir tartışmayı da başlattı. Bir çok başörtülü sosyal medya kullanıcısı, sözlü ve fiziki olarak böyle saldırılara maruz kaldıklarını anlattı. Türkiye’nin yakın tarihinde büyük acılara neden olan başörtüsü meselesini yeniden gündeme getiren bu saldırıları tüm yönleriyle Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Derya Yanık’a sorduk.

HABERİMİZ OLMADIĞI BİRÇOK SALDIRI VAR

-Geçtiğimiz hafta İstanbul Karaköy ve Beşiktaş’ta başörtülü iki genç kızımıza yapılan saldırılar, uzun süredir gündemimizde olmayan “başörtüsü düşmanlığı” konusunu gündeme getirdi. Bu saldırılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle üzülerek şunu belirtmek isterim, kamuoyu sadece basın ve yayın araçları yoluyla kendisine ulaşan olaylardan haberdar olduğu için “başörtüsü düşmanlığının” uzun süredir gündemimizde olmadığı yanılsamasına düşmek mümkün ama görmediğimiz ve haberimizin dahi olmadığı sözlü ve fiili saldırılar da maalesef epeyce var.

Bu saldırılar, iki bakımdan değerlendirilmek durumunda: birincisi, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerden “Din ve Vicdan Hürriyeti”, “Düşünce ve Kanaat Hürriyeti” ve “Düşünce ve Kanaati Açıklama Hürriyeti”ni alenen ihlal etmektir.

Anayasa’nın 24. Maddesine göre, herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Bırakın bu özgürlüklerden dolayı fiili saldırıya uğramayı kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz bile.

-Bu saldırganlığın arka planında ne yatıyor?

Bu saldırgan kesimin 28 Şubat zamanlarından aklımızda kalan şöyle bir savunması vardır; “Efendim başörtüsüne dini bir inanç olarak karşı çıkmıyoruz ama bunu siyasi simge olarak kullanıyorlar.” Velev ki öyle-değil ya!-, düşünce ve kanaat özgürlüğü ve bunu açıklama ve yayma özgürlüğü de yine Anayasamızın 25. Ve 26. Maddelerinde açıkça teminat altına alınmıştır.

Uzun uzun yasa maddeleriyle ne sizi ne de okuyucuları sıkmak isterim. Ancak bu temel umdelerin çok önemli olduğuna inandığım için zikretmek ihtiyacı duyuyorum doğrusu.

TOPLUMSAL BARIŞI HEDEF ALIYORLAR

-Toplumu kutuplaştırma konusunda sık sık muhafazakarları suçlayan kesimden böyle saldırılar gelmesi bir çelişki değil mi?

Malumunuz olduğu üzere, Anayasalar, toplumların üzerinde uzlaştıkları toplumsal sözleşmelerdir. Toplumlar, Anayasalarında yer bulan temel kurallar çerçevesinde bir arada yaşama iradesini ortaya koyarlar ve bu biraradalık esnasında hangi kurallara tabi olacaklarını peşinen ilan ederler. Belki pek çoklarının basitçe “başörtüsüne saldırı” deyip geçtiği bir konu, bu toplumun en başında ortaya koyduğu bir arada yaşama, birbirinin temel hak ve özgürlüklerine saygı duyma taahhüdünün de ihlalidir.

İşte buradan, biraz önce konuşmamın başında, bu saldırılar iki bakımdan değerlendirilmelidir sözümün ikinci bölümüne gelmiş oluyoruz. Bu saldırılar, sadece kendisine saldırılan başörtülü vatandaşlarımızı değil, toplumsal barışı ve kamu düzenini hedef almaktadır. Toplumsal barışı bozmaya dönüktür. Bu yönüyle de hepimizi mağdur eden eylemlerdir.

BİZE BİRÇOK ŞİKAYET GELİYOR

– KADEM olarak size de bu konuda benzer şikayetler veya duyumlar geliyor mu?

Elbette geliyor. Kamuoyuna yansıdığı için haberdar olduğumuz olaylara da bireysel olarak bize ulaştırılan olaylara da müdahil olmaya, mağdurlara destek olmaya çalışıyoruz. Örneğin, Kartal Metrosunda yine kıyafetinden dolayı saldırıya uğrayan Kerime hanımın ve dolmuşta başörtüsünden dolayı saldırıya uğrayan Dilara Aslıhan kızımızın davalarını gerek ben gerek Derneğimizdeki avukat arkadaşlar vasıtasıyla hukuki anlamda da takip ettik. Bunlar şimdi ilk elde aklıma gelenler. Haberdar olduğumuz meselelerde mağdurlara elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz.

BASİT SALDIRI OLARAK GÖRÜLEMEZ

– Bu eylemler hukuki olarak “basit saldırı” olarak mı değerlendirilmeli? Bu eylemlerin başka bir hukuki tanımı ve hukuki yaptırımı yok mu?

Var elbette, olmaz mı? Eylemleri mağdurlara somut etkisi açısından değerlendirdiğimiz için Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. Maddesinde düzenlenen “basit saldırı” olarak niteleme yanlışına düşüyoruz. Oysa bu eylemlerin bir de toplumsal yönü var, ilk sorunuza verdiğim cevapta açıklamaya çalıştım. Toplumsal yönüyle de ele aldığımızda, Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesinde düzenlenen “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçunun oluştuğunu görüyoruz. Nitekim TCK 216. Maddeye göre, halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası; halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama suçunun cezası ise altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır.

GÖLCÜK’TEKİ SALDIRI KANIMIZI DONDURDU

– Kocaeli Gölcük’te Mehmet Avcı isimli bir vatandaş toplumun bir kesiminin eşine, kızına çok iğrenç bir saldırıyı sosyal medya üzerinden gerçekleşti. Bu saldırı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet o videoyu izledim maalesef. Kanım dondu. Bir de bu kişinin yakın geçmişte bir siyasi partinin İl Başkan Yardımcılığı’nı yaptığı, halen o siyasi partide aktif olarak çalıştığı belirtiliyor. Bu daha da dehşet verici. Kamu güvenliğini ve toplumsal barışı sağlamasını beklediğiniz siyaset erbabının, bu çok çirkin saldırıların failleri olmalarını akılla ve izanla açıklamak mümkün değil. Ve fakat maalesef ülkemizde, halkın değer yargılarına, inancına ve tercihlerine saygı duymamayı, bunları tahkir etmeyi “siyaset” sanan bir damar var, bunu da biliyoruz. Geçmişte insanların en temel hak ve özgürlüklerine ulaşmalarını engelleyen ve uzunca bir süre “statüko”nun sağladığı konfora sığınanların bunlar olduğunu da biliyoruz. Bugün açılan özgürlük ortamından rahatsızlıklarını da buldukları her fırsatta ortaya koyuyorlar.

– Ortada toplumun geniş bir kesimini hedef alan çok çirkin bir saldırı var. Bu bir bilişim suçu mudur?

Bu eylemin video yoluyla işlenmesi onu bilişim suçu haline getirmez kuşkusuz. Eylemin ilk bölümü açıkça halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik; ikinci bölümü ise kanunlara uymamaya tahriktir. Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan cinsel saldırı suçunun işlenmesini tahrik ediyor çünkü. TCK 217. Maddeye göre, kanunlara uymamaya tahrik suçunun cezası altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıdır. Eylemin basın yayın araçlarıyla (ki, video bu niteliktedir) işlenmesi halinde ise verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Yani bu durumda ceza 9 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıdır. Eylemin ahlaki yönden düşüklüğünü bu tartışmanın dışında tutuyorum. Bunun değerlendirmesini kamuoyu eminim benden daha iyi yapacaktır.

BİRKISIM MEDYA SALDIRILARI GÖRMEZDEN GELİYOR

– Bu olaylar nedense medyanın geniş bir bölümünde kendisine yer bulamadı. Bu tepkisizliği nasıl yorumluyorsunuz?

Bu tepkisizlik değil aslında. Suçu ört bas etme çabası. Hatırlarsanız, bir kişi belediye otobüsünde seyahat ederken mini etekli bir hanıma saldırmıştı. Bu eylemden sonra bahis konusu çevreler, adeta infial oluşturmuştu. Günlerce muhtelif televizyon programlarında, “seküler, laik insanların yaşam biçimleri tehdit alında mı” diye tartışılmış; dindar insanlar adeta bahis konusu suçun kolektif suç ortakları olarak gösterilmek istenmişti.

Röportajın tamamı için tıklayınız.