KADININ İŞ – YAŞAM DENGESİ POLİTİKA BELGESİ

GİRİŞ

İş-yaşam dengesi, bireylerin profesyonel sorumluluklarını kişisel ve ailevi yükümlülükleriyle uyumlu bir şekilde yöneterek hem refahlarını hem de üretkenliklerini artırabilmeleri anlamına gelir. Bireysel refah ve üretkenlik artışı, toplumsal yapının genel refah seviyesinin yükselmesine de doğrudan katkı sağlar. Ancak kadınlar, toplumsal beklentiler ve yapısal engeller yüzünden bu dengeyi sağlamada özgül zorluklarla karşılaşmaktadır. Bakım ve ev içi sorumlulukların büyük ölçüde kadınların omuzlarında olması, onların iş-yaşam dengesini sürdürebilmesi için çok yönlü stratejilerin geliştirilmesini, esnek çalışma modellerine erişimin artırılmasını ve kurumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kadınların ekonomik, sosyal ve toplumsal hayata eşit katılımı, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refah açısından temel bir gerekliliktir. Öte yandan modern çalışma hayatı, dijitalleşme, esnek çalışma saatleri ve hibrit modeller gibi yeni olanaklar sunarken, kadınların karşı karşıya olduğu yapısal eşitsizlikleri derinleştirme riskini de beraberinde getirebilmektedir.

Türkiye’de işgücü piyasasında cinsiyet temelli eşitsizliklerin çarpıcı bir şekilde devam ettiği gözlemlenmektedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2024 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre, Türkiye, 146 ülke arasında 127. sırada yer alarak Avrupa’da sonuncudur.1 Ekonomik katılım ve fırsatlar kategorisinde 133. sırada bulunması, kadınların işgücüne katılımında ve kariyer gelişiminde ciddi engellerle karşılaştığını göstermektedir. TÜİK’in 2023 verileri de bu tabloyu doğrulamaktadır: Kadınların işgücüne katılım oranı %35,8 iken, erkeklerde bu oran %71,2’dir.2 Kadın istihdam oranı %31,3’te kalırken, erkeklerde %65,7’dir.3 Bu keskin fark, Türkiye’de işgücü piyasasındaki eşitsizliğin devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.