7. TOPLUMSAL CİNSİYET ADALETİ KONGRESİ
PANDEMİ SÜRECİNDE KADIN
4 MART 2021

SONUÇ BİLDİRİSİ

KADEM tarafından her yıl düzenlenen Toplumsal Cinsiyeti Adaleti Kongresi bu yıl 7. kez olmak üzere “Pandemi Sürecinde Kadın” temasıyla gerçekleştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi ortaklığıyla ve içinde bulunduğumuz süreç sebebiyle çevrimiçi olarak gerçekleştirilen kongrede, açılış panelinden sonra toplam 4 oturumda (her oturumda eşzamanlı olarak iki ayrı salonda) toplam 33 tebliğ sunulmuştur. Sunumlar çerçevesinde ulaşılan sonuçlar aşağıda özetlenmiştir:

  • Tarih boyunca insanlık çeşitli salgınlarla karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan her salgın geçmişte yaşanan salgınlara duyulan merakı artırmıştır. Antik Romalı devlet adamı ve filozof Marcus Tullius Cicero’nun da dediği gibi “tarih zamanın tanığı, gerçeğin ışığı, yaşamın hafızası, hayatın öğretmeni ve geçmiş zamanlardan haber getiren bir ulaktır.” Salgınlar, tarih yazımında erkeklerin lehine işleyegelmiş olan görünürlük dengelerinin görece hareketlilik kazandığı süreçler olarak değerlendirilebilir. Başka kültürlerde olduğu gibi Osmanlı tarih yazımında da, yetersiz kalan kadın temsili (özellikle halk tabakasından kadınların temsili), bürokrasi yoluyla kısmi bir ifade bulabilmiş, ölüm kayıtları üzerinden trajik bir görünürlük kazanmıştır. Kadınların salgın hastalık tecrübeleri üzerine derinlemesine çalışmalara ihtiyaç duyulmakla birlikte, tarih boyunca salgın hastalıkların, kadınların toplumsal kimlik ve konumlarınaa çeşitli etkilerde bulunduğunu söyleyebiliriz. Salgın, bazı durumlarda kadınların hemşirelik ve hasta bakımı gibi meslekleri icra etmelerine olanak tanırken, bazı durumlarda ise onlara karşı ayrımcılığı meşru kılan bir araç olarak kullanılmıştır.
  • Hastalıklar gibi hastalıklara yüklenen metaforların tarihinin de ilk insanlara kadar uzandığı düşünülmektedir. Bu açıdan bakıldığında, farklı çağlara ait inanç sistemleriyle metaforların devingen ve dönüşken olduğu, ama sonuç itibariyle İlk Çağlardaki kötü ruh imgesinin evrimleşmesiyle bir damgalama sürecine girildiği görülmektedir. Daha önce yaşanmış olan salgın hastalıkların etkileri ve sonuçları bakımından sebep olduğu hasar, Pandemi nedeniyle izolasyona maruz kalan kişilerde, kolektif bir psikolojik kaygı ve korkuya sebep olmuştur.
  • Hastalık anlatılarının izini sürmeye devam edecek olursak, şairlerin anlatılarından da söz etmek gerekir. Kongremize sunulan bir tebliğ de Osmanlı toplumunun gündelik hayatından izler taşıyan Klasik Türk Edebiyatında kaybedilenlerin ardından yazılmış şiirleri ele almaktadır. Hayatın can yakıcı bir parçası olan ölüm de şiirlerin konusunu oluşturmuştur. Şairlerin eserlerinde salgın hastalıklara ve bunların olumsuz sonuçlarına dair anlatılara rastlamak mümkündür. Bu dönemde salgın hastalıklar sebebiyle ölen kız çocukları ve hanımlar için hüzün şiirleri kaleme alınmıştır. Şairlerin büyük kısmının erkek olması, divan sahibi kadın şairlerin azlığı gibi sebeplerden dolayı ölenlerin ardından yazılan mersiyelerde daha ziyade erkeklerin sesi duyulmaktadır.

Buraya kadar daha ziyade salgına dair anlatılar üzerinde durduk. Peki, sürecin toplumsal etkileri / sonuçları hakkında neler söylenebilir?

  • Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, Pandemi sürecinde bir yandan “Hayat Eve Sığar” sloganı gereğince evde kalmaya bir yandan da iş, okul vb. sorumlukları yerine getirmeye çalıştık. Bu durum aile içi dinamikleri de etkiledi. Öncelikle mekân olarak evin kendine özgü diyalojik dilinin nasıl oluşturulabileceği, Pandemi sürecinde belirginleşen ev mekânının dilsizliği sorununun nasıl aşılabileceği gibi sorulara cevap arandı. Hane içi ilişkiler ve rol dağılımları da bu yeni düzenden nasibini aldı. Pandemi koşullarının zemin hazırladığı rol değişikliklerini gözlemlemek bu açıdan önemlidir. Rol kavramına toplumsal cinsiyet açısından bakmak ise meseleye yeni bir katman ekleyecektir. Pandemi koşulları kadınlık rollerinde somatik, psişik, sosyal ve transandantal boyutlarda değişimlere neden olabilmektedir. Peki, aile içinde yaşanan bu değişimler hane içindeki adalet sistemine nasıl yansıdı? Bu sürecin kadınların hak kayıplarına etkisi nasıl oldu? Bu sorunun cevabı tebliğlerde farklı bağlamlar ve başlıklar altında şöyle ortaya konulmuştur:
  • Pandeminin iş yaşam dengesi üzerindeki etkileri farklı kesimlerde farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. Bu süreçte akademisyen kadınlar hem uzaktan eğitime adapte olup hem de akademik işlerini sürdürmenin yanında ev işlerinin de eklemesiyle ağır bir yükü omuzlamak durumunda kalmışlardır. İşin eve taşınması nedeniyle, ev işi ve ücretli iş arasındaki sınırlar belirsizleşmiştir. İçinde bulundukları bu süreç kadın akademisyenleri fizyolojik ve psikolojik olarak olumsuz etkilemiştir. Erkeklerin genel anlamda evdeki iş bölümüne katkısı artmakla birlikte, en eşitlikçi ailelerde bile kadınların iş yükünün daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan bir araştırmada bekâr kadın öğretmenler sosyalleşememe, alışverişe ve kuaföre gidememe gibi hususları sorun olarak ifade ederken, evli öğretmenler ev ve çocuk sorumluluklarının da artmasıyla iş yüklerinin daha da ağırlaştığını belirtmişlerdir. Tebliğlerde toplumsal cinsiyet rollerine atfen kadına yüklenen ev ve bakım sorumluluklarının, pandemiden kaynaklı artan iş yükünün ve okulların çevrimiçi olmasından kaynaklanan çocuk bakımı yükünün çiftler arasında daha eşitlikçi bir şekilde paylaşılmasının önemine dikkat çekilmiştir. Küçük çocuk sahibi olan çalışan kadınlara yönelik politikalar geliştirmenin önemi vurgulanmıştır.
  • Tebliğlerde üzerinde durulan hususlardan biri de, kadınların iş gücü piyasasındaki konumunun pandemiyle birlikte daha da kırılgan hale gelmiş olduğudur. Kriz dönemlerinde kadınların işlerini kaybetme riskinin erkeklere nazaran daha fazla olduğu bilinmektedir. Nitekim yapılan araştırmalarda da COVID 19 pandemisinde kadınların işlerini kaybetme ve ücretsiz izne ayrılma oranlarının erkeklerden yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Kadınlar açısından, pandemi öncesinde de ücretli işe girebilmek ve girilen işte kalabilmek ciddi sorun alanları oluşturuyordu. Kadınlar genelde ücretsiz işlerde istihdam ediliyorlar yani kadın emeği ya hiç ücretlendirilmiyor ya da eşit işe eşit ücret alamama, sigortalanmama, ücretli izne çıkarılmama ya da ücretli izne çıkarılma ancak bu paranın ödenmemesi gibi sorunlarla karşılaşıyorlar.
  • COVID sürecinden en çok etkilenen meslek alanlarının başında sağlık çalışanları Hastalarla en çok vakit geçiren sağlık çalışanı olan hemşireler hem toplumsal hem de bireysel stresler ile başa çıkmaya çalışmaktadır. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görev yapan, boşanmış veya eşi vefat etmiş, çocuk sahibi hemşire annelerle gerçekleştirilmiş bir araştırmanın da ortaya koyduğu üzere, devletin ve diğer kamu kuruluşlarının sosyal destek politikaları ile “tek ebeveyn” hemşire annelere destek olması özel bir önem taşımaktadır. Çalışmanın önemli bir diğer bulgusu da “tek ebeveyn” hemşire annelerin COVID sürecinin sağlık sistemi üzerindeki yükünden yoğun şekilde etkilendikleridir.
  • Pandemi sürecinde alınan önlemlerden biri de uzaktan çalışma modeline geçmektir. Fakat bu geçiş kolay olmamış hem şirketler hem çalışanlar adaptasyon ve motivasyon konusunda zorlanmışlar. Kongrede sunulan tebliğlerden bir diğeri, uzaktan çalışma sisteminin kadınların iş tatminini ve mesleki motivasyonunu nasıl etkilediği hususunu ele almaktadır. Anket tekniğine dayalı olarak 308 kadınla gerçekleştirilmiş olan bu çalışmaya göre, motivasyonun iş tatmini üzerinde pozitif bir etkisi vardır. Uzaktan çalışma döneminde içsel motivasyonun dışsal motivasyona göre iş tatminine daha fazla etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Akademisyenler üzerinde yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlara ulaşılmıştır.
  • Pandemi ve çalışma hayatı bağlamında Kongremizde dikkat çekilen hususlardan biri de, Pandemi şartlarının zorunlu kıldığı dijital dönüşüm ve bu dönüşümle birlikte ortaya çıkan yeni iş imkânları oldu. Kadınların bu imkânlara erişimi üzerine yapılacak bir çalıştayın, yeni iş imkânlarının bir listesini oluşturmak ve erişim yollarının haritasını çıkartmak gibi verimli çıktılara vesile olabileceğinin altı çizildi.
  • Daha önce de belirttiğimiz gibi pandemi, kırılgan grupları daha çok etkilemektedir. Bunlar içinde çocuklar, pandeminin sosyo-psikolojik izdüşümlerinden önemli şekilde etkilenen bir grubu temsil eder. İzolasyon koşullarıyla birlikte okul kurumunun yerine getirdiği ‘çocuk istismarının tespiti’ gibi bir takım kamusal roller eski işlevselliğini kaybetmiş durumdadır. Okula gelen çocuklarda, evde maruz kaldıkları istismar daha kolay tespit edilebilmekte ancak okulların çevrimiçi olarak eğitime devam etmesi bu işlevin yerine getirilmesini engellemektedir. Pandemi sürecinin uzamasıyla birlikte öngörülen bu tür ikincil hasarların çocuklar üzerindeki etkisini azaltmak için çocukların iyi hallerini güvence altına almak gerekir. Bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle ebeveynlerin iyilik halleri temin edilmelidir. Bu hususta geliştirilecek sürdürülebilir çözümlere ihtiyaç vardır.
  • Yoksulluk, çocukların pandemiden olumsuz yönde etkilenmesine neden olan önemli bir sorun alanıdır. Eğitim boyutunda yoksulluğun getirdiği dezavantajlar arasında; bilişsel kayıp, akranlar arası dijital uçurum ve akademik sermaye kaybı sayılabilir. İstanbul’da derin yoksulluk yaşayan 103 hanede gerçekleştirilmiş bir araştırmada, uzaktan eğitime geçilmesinden sonra çocukların %57’sinin dersleri takip edemediği tespit edilmiştir. Takip edememe nedeni olarak da %60 oranında tablet, bilgisayar ya da televizyonun olmaması; %54 oranında internet bağlantısı olmaması zikredilmiştir. Araştırmacılara göre çocukların %59’u bu engellerden en az iki tanesi ile karşı karşıyadır.
  • Pandemi araştırmalarında ele alınması gereken bir diğer kırılgan grup ise yaşlı kadınlardır. Bu kadınlar hem iş gücüne katılım ve teknolojik gelişmeler alanında arka planda konumlandırılmış, hem de erkek akranlarına nazaran kamusal alanda daha az hareket alanına sahip olmuşlardır. Pandemiyle birlikte girilen yalıtım sürecinde bu kadınların önceden geliştirmiş oldukları özel alan pratikleri, sürece uyum sağlamada kendilerine avantaj sağlamıştır. Ayrıca yeni dijital iletişim becerileri kazanarak sosyalleşme faaliyetlerini yürütebildikleri gözlenmiştir. Uzun süreli kurumsal bakım ihtiyacı olan yaşlıların ise pandemi sürecinde değişen ihtiyaçlarını tespit edecek araştırmalar yürütülmelidir. Bu araştırmalar sonucu söz konusu ihtiyaçları karşılayabilecek uygun modellerin oluşturulması, desteklenmesi ve bu modellerin sürdürülebilir sağlık sistemlerine entegre edilmesi önem arz etmektedir.
  • Pandemi sürecinden en fazla etkilenen gruplardan biri de mülteciler Başta Suriyeliler olmak üzere mülteciler, gittikleri her ülkede belirsiz bir durumda yaşam mücadelesi vermektedir. Geldikleri yerde kendilerine bir erkeğe nasıl eş olacakları öğretilen kadın mülteciler bu yaşam mücadelesinde başarılı olabilmek için zihinsel bir dönüşüm de geçirmek durumunda kalmışlardır. Kongremizin önemli oturumlarından birini de STK’ların göçmenlerle yaptıkları başarılı çalışmalar oluşturmuştur. IMRA, IMH ve HAZAR Eğitim ve Kültür Derneği Pandemi sürecinde imza attıkları umut verici çalışmaları bizlerle paylaştılar. Konunun akademik ve pratik düzlemde daha detaylı olarak çalışılması gerektiğinin altını çizdiler.
  • Kadına karşı şiddet haberlerinin medya aracılığıyla aktarım şekli (kullanılan dil ve görseller), bu toplumsal soruna karşı medyanın sorumluluk ve duyarlılık seviyesini belirler. Pandemiyle gelen yalıtım koşulları, kadına karşı şiddeti olumsuz yönde etkilemiştir, zira mağdurların faillerle iç içe yaşadığı bir durum söz konusu olmuştur. Türkiye’de medyanın konuyla alakalı hassasiyetine dair sevindirici bir durum ise, ikinci izolasyon sürecinde kadına karşı şiddet haberlerinde gözlemlenen bilinçli ve sorumlu habercilik örnekleridir. Pandemi döneminde sosyal medya, çeşitli sosyal ihtiyaçların karşılandığı bir araca dönüşmüştür. Kimi kadınlar girişimcilik becerilerini, kimileri el sanatları ve aşçılıkta hünerlerini sergilemiş, kimileri ise yeni dijital beceriler kazanmıştır. Gündem takibinin arttığı görülmüştür. Tüketim alışkanlıkları ve sosyal medya kullanma sürelerinde yaşanan dengesizlikler de internet kullanıcısı kadınların fark edip, düzeltmeye çalıştıkları bir durum olmuştur.
  • Ev içi şiddet mağduru kadınların, yalıtımla birlikte kısıtlanan hareket alanları içinde, kolluk kuvvetlerine ulaşmalarını kolaylaştıracak düzenlemelerin yapılması hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde bunun dijital düzlemde iyi bir örneği KADES uygulamasıdır. Başka ülkelerde benzer amaçlarla uygulanan pratiklerden biri de, yerel eczanelere erişimi olan kadınlara “Maske-19” gibi sözlü kodlarla kendilerine şiddet uygulayan bireylere belli etmeden ihbarda bulunma olanağının sunulması olmuştur.
  • COVID-19 süreciyle yaşam doyumunu etkileyebilecek yeni stresörler söz konusu olmuştur. Cinsiyetin, hem biyolojik ve genetik faktörler hem de sosyal bileşenler aracılığı ile bireylerin stres düzeylerini etkilediği düşünüldüğünde, kadınların yeni stresörlerle başa çıkma yollarının tespit edilmesi önemlidir. Bu tespitler, yeni normale geçiş için planlanacak müdahale programlarını tasarlamada yararlı olacaktır. Stres, evlilik ilişkilerini önemli derecede etkiler. Pandemiyle birlikte tecrübe edilen sosyal izolasyon, bu ilişkiler için yeni bir stres faktörü olarak addedilebilir. Stresle çift olarak baş etmek, partnerleri bu durumun olumsuz etkilerinden koruyabilecek bir stres kalkanı olarak düşünülebilir. Eşlere ‘stresle diyadik baş etme becerilerini’ kazandıracak psikolojik eğitimler verilmesi böylesi bir kalkanın oluşmasına yardımcı olabilecektir. Bu yaklaşımı genişletip bütün aile fertlerini birlikte ele alan çözümler de olumlu toplumsal sonuçlar doğuracaktır.
  • Kadınların salgınla manevi açıdan başa çıkma yöntemlerini incelemek, kadın dindarlığının özelliklerine ve kadınların dinî inanç habituslarına dair fikir edinmek açısından önemlidir. Dindar kadın kimliğinin diğer kimliklerle ve sürece bağlı olarak üstlenilen yeni sorumluluk ve rollerle nasıl etkileşime girdiğini gözlemlemek de bu açıdan önemlidir. Vaaz ve irşadın temel özelliklerinden biri mekân birliğidir. Cemaatin yüz yüze bir araya gelemediği Pandemi sürecinde yaygın din eğitimi faaliyetleri dijital alana taşınmıştır. Bu koşullar altında mekân birliği mefhumunun uğrayabileceği değişiklikleri gözlemlemek, ilgili disiplinler için faydalı çalışma alanları açabilir.
  • Yeni milenyuma adım attığımızdan beri “sürekli değişim evresi” olarak bilinen, dijitalleşmenin hâkim olduğu bir zamansal düzlemin içindeyiz. Bu evrede, yerleşik kurumsal yapılar işlevlerini yerine getirmede zorluklarla karşılaşıyorlar. Medya ve iletişim alanında bir enformasyon karmaşası yaşanıyor. Kafa karışıklığı, güvensizlik ve bölünmüşlük durumlarına ek olarak, sorumsuzluğun ve kayıtsızlığın hâkimiyeti, yerleşik kurumsal yapılara karşı inancın yitirilmesine işaret edebiliyor. Bu durum, insan-zaman-mekân unsurlarının birlikte ve yeniden değerlendirildiği risk ve kriz yönetim biçimlerini gerektirmektedir. Bu alanlarda yeni çalışmaların üretilmesi sürecin iyi yönetilebilmesi açısından çok yararlı olacaktır.

7. TOPLUMSAL CİNSİYET ADALETİ KONGRESİ Oturumların tümünü izlemek için aşağıdaki butona tıklayın;

7. TOPLUMSAL CİNSİYET ADALETİ KONGRESİ – OTURUMLARI İZLE