Küreselleşen dünyada kadının her alanda söz sahibi olabilmesi; siyasal, sosyal ve ekonomik olarak kadın temsilinin artırılması, ancak insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan kadın haklarının uygulanabilir politikalar geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. 8 Mart 2013’te Dünya Kadınlar Günü’nde İstanbul’da kurularak Türkiye’nin 42 farklı ilinde temsilcilik faaliyetleri yürüten Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), bu bilinç doğrultusunda çıktığı yolda; politikalar üreterek, ulusal ve uluslararası alanda projeler ile faaliyetler yürütmeye, kampanyalar düzenlemeye devam etmektedir.

Kadının toplumsal, siyasal ve kamusal hayata katılımının toplumsal cinsiyet adaleti perspektifinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü salt bir eşitlik algısının kadınları dezavantajlı pozisyona soktuğu, kadının insan hakları gelişimini engellediği ve zaman zaman kadının hayatını daha da zorlaştırdığı aşikârdır. Kadının var olan statüsünü güçlendirmek, kadının insan haklarını sağlamlaştırmak adına atılan adımlara destek olunmalıdır. Bunun için de başta ülkemiz kadınları olmak üzere bütün kadınların sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel, din, cinsiyet gibi kavramlar çerçevesinde karşı karşıya kaldığı sorunlara çok yönlü bir bakış açısıyla çözüm üretilmelidir. Bir ülkede kadınlar iş ve çalışma hayatında etkin değilse, o ülkenin kalkınması, büyümesi, hedeflerini gerçekleştirmesi de mümkün değildir. Bu nedenle kadının kimlik, kişilik ve özgürlük mücadelesinin desteklenmesi hepimizin ortak görevidir.

Günümüzde kadınların ve özellikle çocukların maruz kaldığı tecavüz ve istismar vakaları bu meselenin eğitim düzeyi ve maddi gelir ile ilişkili olmadığına işaret etmektedir. Çocuk istismarı toplumları çöküşe götüren bir alçaklıktır. Bu tür olaylara göz yumulmaması, bu konudaki boşlukların giderilmesi, tüm kanalların kullanılarak bilincin artırılması hususunda çalışmalar yapılmalıdır. Olaylardaki artış göz önünde bulundurulduğunda, her türlü şiddet olaylarına ve cinsel istismar vakalarına karşı “iyi hal” indirimlerinin bir an önce kaldırılması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin devlet tarafından oluşturulan komisyonun, uygulanan cezaların gözden geçirilerek caydırıcılığın güçlendirilmesi ve mevzuat değişikliği önerilerini neticelendirmesine karar vermesi bu hususta atılan önemli adımlar arasında bulunmaktadır. Devletin istismar olayları ile ilgili attığı bu olumlu adımlar yanında sivil toplum örgütlerinin de bu konuyla ilgili ivedilikle politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Her türlü suça, ahlaksızlığa saldırıya karşı çocuklarımızı korumak hepimizin vazifesidir. Hep beraber bu suçla, suçun failleriyle çocuklarımıza saldıran çocuklarımızı mağdur eden kişilerle mücadele edilmesi gerekmektedir. Bu konudaki farkındalık ve duyarlılık birlikte arttırılarak, bilinçlenme yine hep birlikte sağlanmalıdır. Cinsel istismarın yasalarla caydırıcı bir boyut kazanmasının yanında olay gerçekleşmeden önleyici tedbirlerin alınması ve topluma cinsel istismara yönelik neler yapılması gerektiği anlatılmalıdır. TCK 103. Maddenin 2. Fıkrasında düzenlenen hapis cezasının alt sınırı, 12 yaşından küçük mağdurlar için arttırılmalı, yine ilgili maddede tanımlanan çocuğun cinsel istismarı suçunu işleyen failin cezasının infaz edilen kısmı en az dörtte üç oranına çıkartılmalıdır. Aynı madde kapsamında hüküm giyen ve cezanın infazı tamamlanan faillerin, tahliyeden itibaren en az 10 yıl süreyle denetimli serbestlik hükümleri çerçevesinde takibi sağlanmalıdır.

Cezanın infaz edilmeyen dörtte bir oranındaki kısmı, kimyasal kastrasyon yoluyla tamamlanmalıdır. Cinsel istismar suçundan hüküm giyenler hakkında -ceza infaz edilse dahi- yaşadıkları bölgede bulunan insanlara bilgi verilmelidir. Toplumsal olarak bizi geriye götüren ve kadim değerlerimizi zedeleyen bu gibi olaylar karşısında kayıtsız kalmak, toplum dinamiklerini yok etmeye yönelik bir davranıştır. Kadın ve çocuk hakları ihlallerine dur demek hepimizin vazifesi, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün dünyanın hemen her yerinde savaş, soykırım, göç gibi bütün bir medeniyeti etkileyen olaylarda en büyük acı ve kayıpları yaşayan kadınlardır. Hemen yanı başımızda yaşanan iç savaş nedeniyle vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan kadınların bulunduğu Suriye’de, yüzbinlerce kilometre ötemizde olmasına rağmen tecavüze uğrayan ya da öldürülen kadınların olduğu Myanmar’da, işgal altında olan vatanlarını savundukları için gözleri önünde çocuk ve kocalarını kaybeden Kudüs’teki kadınlara karşı uygulanan insanlık dışı muamelelerin son bulması için bir an önce uzun soluklu ve uygulanabilir politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Kadim öğretinin şimdilerde unutulan bir ilkesi olan kadına bakışın insani bir mesele olduğu topluma yeniden hatırlatılmalıdır. Kadın ve erkeği, çatışmacı bir rekabetin parçası haline getiren çıkmazdan çıkarmak, toplum menfaati açısından son derece önemli bir konudur. Zira, kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı ve bütünleyicisidir. Kadını veya erkeği sadece cinsiyetçisi bir bakış açısıyla ele almak, onların aslında insan olduğu gerçeğini gözden kaçırmaktır. Bu bizim değerlerimizle, tarihimizle, sosyal hayatımızın dinamikleriyle bağdaşmayan, toplumumuzu anlamaktan uzak bir bakış açısıdır. Bu bağlamda; toplumsal cinsiyet adaletsizliğin önüne geçilmesi için yeni politikalar üretilmesine katkı sağlamaya yönelik ortak bir vizyon oluşturulmalıdır. Bu ortak akıl ve vizyon doğrultusunda, toplum olarak vicdani ve ahlaki bir adalet anlayışına ve kabulüne ihtiyaç duymakla beraber, sosyal, politik ve hukuksal düzenlemelerin geliştirilmesi ve zihniyet değişiminin gerçekleştirilmesi noktasında gerekli çaba ve gayretin aynı kararlılıkla devam ettirilmesi gereklidir.

Kadın ve Demokrasi Derneği