II. Toplumsal Cinsiyet Kongresi: Kadın ve Yoksulluk

KADEM Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sare Aydın’ın Konuşma Metni 

Sayın Bakanlar,

Sayın Rektörüm,

Hocalarım,

Çok kıymetli katılımcılar, Öğrenciler ve Basın Mensupları

 

Kadın ve Demokrasi Derneği olarak, İstanbul Ticaret Üniversitesi işbirliğiyle, bu yıl ikincisini düzenlediğimiz “Toplumsal Cinsiyet Adaleti” kongremize hoş geldiniz.

Kadınların başka bir deyişle kadın sorunlarının yılın belli tarihlerinde anılmasına şahsen karşı çıksam da, kadınların 2 yüzyıldır insan hakları kapsamında verdikleri mücadeleyi düşündüğümde, her fırsatın faydaya dönüştürülmesi gibi bir gerçekle olaya yaklaşıyor, buradan hareketle özel günlerde kadın sorunlarının masaya yatırılmasını değerli buluyorum. Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar gününe atfen farklı temalarda gerçekleştirdiğimiz “Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi”nde bu yıl “Kadın ve Yoksulluk” konusunu ele alacağız.

Değerli konuklar,

Türkiye ekonomisi, siyaseti, sosyal hayatı ve demokrasisi ile gelişirken bu sürece en fazla desteği veren kadınlarımız olmuştur. Takdir edersiniz ki kadınlarımız bu süreçte kendilerini yenilemekte, geçmişin pratiklerini sorgulamakta ve yine kendilerini ifade edebilecekleri sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyaç beraberinde kadın STK’ların sayılarının artmasını sağlarken, bu durum demokrasiye olan inancı da beslemektedir. Bu ihtiyaca binaen kurulan Kadın ve Demokrasi Derneği olarak, kadınların aile içi ve sosyal rollerinin dengelenmesi adına vizyon ve misyonumuzdan ödün vermeden, kadınların refahı için, istikrarlı bir şekilde sizlerin desteğiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Başta ülkemiz kadınları olmak üzere tüm mağdur kadınların sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel, din, cinsiyet gibi kavramlar çerçevesinde karşı karşıya kaldığı sorunlara KADEM Derneği ve Vakfı olarak çok yönlü bir bakış açısıyla çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bugünkü kongre başlığının KADIN VE YOKSULLUK olarak tercih edilmesi de bu bakış açısının bir tezahürüdür.

Değerli konuklar,

Öncelikle müsaadenizle bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim;

Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde bazen tebdili kıyafet, halkın geçimi huzuru nasıl diye geceleri dolaşırdı. Bir gün bir evin önünden geçerken gelen sesler dikkatini çeker. Camdan bakınca bir kadının ocağın üstüne koyduğu tencerenin içinde taşla suyu karıştırdığını görür. Hz. Ömer izin ister içeri girer, ne yaptığını sorar. Kadın çocuklar günlerdir aç evimde yiyecek yok bununla avutuyorum ki uyusunlar. Babaları şehit oldu kimsemiz yok der. Hz. Ömer, halifeye neden haber vermedin? Diye sorar. Kadın vakur ve anlamlı bir şekilde, benim mi haber vermem gerekiyor? Halimizden haberi olmayacaktı da neden halife oldu der. Hz. Ömer sessizce döner kendi sırtıyla taşıdığı erzakı eve getirir, çocukları doyurur aileyi maaşa bağlar. İşte bu hikaye bizler nasıl bir sorumluluk şuuruyla hareket etmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor.

Değerli konuklar,

İlahi vahyin temel gayelerinden birisi, insanın doğuştan sahip olduğu beş tabii hakkı korumaktır. Din, can, akıl, nesil ve mal dokunulmazlığı olarak sıralayabileceğimiz bu beş temel hak ve hürriyet konusuna geldiğimizde; sosyal hayatta karşımıza çıkan eşitsizliklerin ve hak ihlallerinin aksine, İslam’ın özünde kadının canı, bedeni ve toplumsal saygınlığı her türlü isnat, istismar ve şiddetten korunmuş, mülkiyet hakkı koşulsuz şekilde tanınmış, inanç dünyası dokunulmaz kabul edilmiş, evlatlarıyla arasındaki doğal ve medeni hukuk muhafaza edilmiştir. Ancak, bu noktada amacından saptırılan her türlü “hak” söylemi, kadın ve erkek için birinin diğerine hiyerarşik bir üstünlük kurmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla, kadın ve erkek karşılıklı olarak birbirlerini dönüştürme savaşı vermek yerine, kadın ve erkeğin denge ve uyum içerisinde hareket etmesi gerekir. Bu kongre adını ve referansını işte tam da bu noktadan almaktadır.

Değerli konuklar,

Toplumun birer üyesi olan kadınların en yakınları tarafından istismar edilmeleri, başta eğitim olmak üzere çeşitli imkanlardan mahrum bırakılmaları, kendi hayatları hakkında söz sahibi olmamaları, şiddete ve kötü muameleye maruz bırakılmaları gibi insan onuruna aykırı ve asla kabul edilemez zulümlere ne yazık ki yabancı değiliz. Kadın ve erkeğin hak ve sorumlulukları keyfi isteklere bakılmadan, kültürel etkilenmelere karşı uyanık kalarak, adalet ve denge prensipleri gözetilerek belirlendiğinde rol çatışmaları da azalacaktır. Bakınız, KADEM’in en son yapmış olduğu “Hizmet Sektöründe Çalışan Kadınların Yaşadıkları Sorunlar ve Yükselmelerinin Önündeki Engeller” başlıklı araştırmasında kadınlara ideal yaşam biçimi olarak tercihlerini sorduğumuzda, kadınların %57’si ev kadınlığı ve çalışma yaşamı arasındaki dengenin kurulamadığını söylüyor. Dolayısıyla, kadının eğitim alarak modern yaşama, çalışma hayatına dahil olması bir avantaja dönüşmüyor, aksine kadının ev içinde ikinci vardiyası başlıyor. Kadını kalkınmaya dahil edeceğiz diye insafı, dengeyi ve ölçüyü gözetmezsek ve bu bilinci zihinlere aşılamazsak, kadın bu rol çatışmasını yaşamaya devam edecektir.

Bizler, toplumsal cinsiyet adaletinden bahsederken, işte tam da bu noktadan hareket ediyoruz. Kadın ve erkek arasındaki farklılıkları gören ve bunun üzerinden politika geliştiren, eşitliği sağlarken adaleti göz ardı etmeyen bir sisteme ihtiyaç duyduğumuzu dile getiriyoruz. İslam medeniyetinin haklar ve yükümlülükler bağlamında öngördüğü normlar da, bu adalet anlayışını yansıtmaktadır. Bakınız Nisa Suresi’nin 4 ayetinde bizlere “ Ey insanlar, sizi bir tek candan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun” buyruluyor. Dolayısıyla İslâm’da adalet anlayışı birbirimize karşı sorumluluklarımızı hatırlatırken, bir arada yaşamaktan ve insanlar arası ilişkilerden ortaya çıkan bir insan hakları temeline dayanmaktadır. Kadın ve erkek arasında hak ve sorumlulukların düzenlenmesinde cinsiyet ve fiziksel uygunluk faktörünün gözetilmesi ise bu bakımdan kadın ve erkeğin çıkarına olacaktır. Kadın ve erkek arasındaki doğuştan getirdikleri bedensel, akli ve ruhi farklılıkların salt mutlak bir eşitlik iddiasıyla görmezden gelinmesi yerine kabul edilmesi, bu farklılıkların karşılıklı olarak fırsata dönüştürülmesi gerekmektedir.

Değerli konuklar,

Kadınlar ve erkekler hayatı aynı biçimde yaşamazlar, değerlerden, politikalardan, mekanlardan, kültürden, toplumsal kabullerden farklı düzeyde etkilenirler, ancak yaşamı devam ettirmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle meseleye salt kadın ve cinsiyetçi bir yaklaşımla değil insan olmak ve insan hakları kapsamında baktığımızı ifade etmek isterim.

Değerli konuklar,

Bugün kadınların ekonomik faaliyetlerden yoksun bırakılması kadınları tüm insanlığın ortak problemi olan yoksulluk sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır. Kadınlar, toplumsal düzeyde karşılaştıkları ayrımcılığın yanı sıra, insan unsurunun göz ardı edildiği sert kalkınma odaklı politikalar, bölgesel ve yerel savaşlar kıskacında yoksullukla mücadele etmeye çalışmaktadır. Yoksulluk sadece ekonomik bir sorun değildir. Yoksulluk ekonomik, sosyal, psikolojik yönleriyle başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere toplumu derinden etkiyen bir insanlık problemidir. Aynı zamanda, yoksulluk kadınların karşı karşıya kaldığı problemlerin hem nedeni hem de sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bunların yanı sıra, ülkemizin ve bölgemizin muhatap olduğu ve küresel güç merkezlerinin çarpışmalarında mağduriyet yaşayan mültecilerin çoğunluğu kadınlardan ve çocuklardan oluşmakta, milyonlarca insan ekonomik yoksulluğun çok yönlü sorularına kuşatıcı çözümler beklemektedir. Ancak, insan için sorun yalnızca karnını doyurmak, başını sokacağı bir çatı bulmak mıdır? Ekonomik yoksulluk hayatı derinden etkilerken, bir de zihinsel ve manevi açlık gibi yoksun olduğumuz, dolayısıyla yoksullaştığımız ve yoksullaştırıldığımız değerlerimizi hatırlamalıyız.

Tüm bu meseleleri açıklığa kavuşturmak üzere düzenlediğimiz bu kongreyle, kadın ve yoksulluk konusuna çözüm odaklı, adalet merkezli yaklaşımların sağlayacağı imkan ve kısıtları ortaya koymayı ümit ediyoruz. Sözlerime son vermeden önce unutmadan belirtmek isterim ki, KADEM sizlerin desteği, yürekliliği ve kararlılığıyla bu ay 3. yılını tamamlıyor, 27 Mart’ta Kadem Genel Kurulu bizleri bekliyor, umuyorum ve inanıyorum ki, KADEM yine sizlerden aldığı güçle aynı kararlılıkla yoluna devam edecektir. Başta Sayın bakanlar olmak üzere, kongremize destek veren tüm paydaşlara ve siz değerli katılımcılara teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.