Sayın Cumhurbaşkanım, 

Çok Kıymetli Eşi Sayın Hanımefendi, 

Sayın Bakanlar, Milletvekilleri,

Sayın Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Temsilcisi,

Belediye Başkanları,

Akademisyenler,

Sivil Toplum Örgütü Temsilcileri,

Konuşmacılar,

Siz Çok Değerli Katılımcı Misafirler, Basın Mensupları ve KADEM Ailesi,

25 Kasım kadına yönelik şiddetle uluslararası mücadele günü kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile düzenlemiş olduğumuz,  Kadın ve Adalet başlıklı Uluslararası zirvemize hoş geldiniz.

Toplumu, aileyi oluşturan iki temel varlık kadın ve erkektir. Ancak bugünün konusu çoğu zaman egemen güç olarak kabul gören erkek değil; her zaman tartışılan kadın ve kadının rolüdür.

Dünyanın birçok ülkesinden farklı kültür ve inançlara sahip, toplumun farklı tabakalarına mensup insanlar olarak, ortak meselemiz, kadını ve kadının statüsünü, kadının ilerlemesini ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleyi konuşacağız.

Zira kadının ilerlemesi toplumsal adaletin bir şartı olmakla birlikte sadece bir kadın meselesi değildir.  Kadın meselesi, aynı zamanda demokratik, adil ve kalkınmış bir toplumu inşa etmenin tek yoludur. Bu mesele, sosyo-kültürel kalkınmanın da önkoşuludur. Bunu başaran toplumlar refahın, kalkınmanın ve adaletin de sahibi olurlar.

Daha insan hakları merkezli, yaşanabilir bir dünya için, kadının etkinlik alanının güçlendirilmesi, eğitim, istihdam, sağlık, siyaset, hukuk vb. alanlarda fırsat ve olanaklardan eşit, adil bir biçimde yararlanması son derece önemlidir.

Değerli Konuklar,

İnsanlık tarihi duruşları ve toplumsal hayata kattıklarıyla iz bırakan kadınlarla doludur. Başarılı işkadını/ilk Müslüman Hz. Hatice,  hemşireliği meslek olarak benimseten Florence Nightingale,  Devlet Yöneten ve bunu hayatıyla ödeyen Benazir Butto’yu, Bilim Kadınları Madam Curie ve Fatima El Fihri ve daha sayamadığımız birçok kadın başarının ve varoluşun değerli simgeleridir.

Medeniyetler, şehirler devletler kadın ve erkekle doğmuş ve hayat onlarla devam etmiştir. Ancak kadının aklında yer bulmamış, yüreğine değmemiş hiçbir olay ve gelişme, tarihte kendine ne yer bulmuş,  ne de iz bırakmıştır.

Dünya değişmekte, yaşam biçimleri çeşitlenmekte,  tarih hiç durmaksızın bu hareketliliği yazmaktadır,   bu değişim hiç kuşkusuz erkek ve kadın eli ile yapılmaktadır. Kadın ve erkek,  birey olarak ele alındığında, yaşamı devam ettirmek için birbirini tamamlayan bir bütün olarak karşımıza çıkarlar, bu bütünlük referansını manevi değerlerden, aile olmaktan ve kültürden alır.  İşte tam da bu nedenle bir sivil toplum örgütü olarak meseleye salt kadın ve cinsiyet odaklı değil,  insan olmak ve insan hakları kapsamında baktığımızı ifade etmek isterim.

Değerli Konuklar,

Demokratik ve sosyal açıdan kalkınmanın temel şartı olan dayanışma,  öncelikle erkeler ve kadınlar arasında sağlanmalıdır. Ancak,  çok üzülerek ifade etmeliyim ki kadın, kendini sistemin ve beşeri düzenin tek unsuru olarak gören ataerkil bakıştan ve bu ruhtan beslenen kültürel kodlardan kurtulamamaktadır.    Toplumsal rollerin daha adil dağıtıldığı, tamamıyla insan hakları ve hakkaniyet eksenli cinsiyet adaletinin sağlanması, sağlıklı kişiliklerin yetiştiği bir toplumun ve ailenin olmazsa olmazlarındadır.

Değerli Konuklar, Çok Kıymetli Katılımcılar,

Toplumsal cinsiyet adaletine uymayan düzene, müdahaleyi eşitlik üzerinden götüren feminizm ve çeşitli fikirsel okumalar günümüzde de devam etmektedir, dünyanın birçok yerinde yasalar önünde gerçekleşen kadın –erkek eşitliği, ne yazık ki sosyo-kültürel siyasal ve ekonomik alanda adalet açısından yeterli bir değişim ve sonuç sağlayamamıştır

Kadınlar tarafından verilen bu önemli hak mücadelesinin farkında bir sivil toplum örgütü olarak, geldiğimiz noktada esas olanın, cinsler arasındaki eşitlikle değil,  toplumsal cinsiyet adaleti ile mümkün olduğunu görmekteyiz.

Zirvenin ve yarın yapılacak oturumların da fikir açısından ana teması olan “Adalet”in; geleneksel olarak toplum tarafından kadına ve erkeğe yüklenen rollerin, zamanın ruhuna uygun, hakkaniyet çerçevesinde yeniden tanımlanması ve algılanmasıyla gerçekleşeceği kanaatindeyiz.

Buradan hareketle,  her toplumun kendi gerçekliğinden beslenen, kültürel kimliklerin ve ahlaki değerlerin törpülenmeden muhafaza edildiği, ortak bir dilin oluşturulması ve toplumda var olagelen yerleşik pratiklerin sorgulanması için yeni bir alanın tartışılmaya açılması son derece elzemdir.

Bu sebepledir ki, bugün burada dünyanın dört bir yanından, Gana’dan, Bangladeş’ten, Fas’tan, Moldova’dan, İngiltere’den, Amerika Birleşik Devletlerinden, Mısır’dan,  Filistin’den, Hindistan’dan, Avusturya’dan ve sayamadığım ülkelerden gelen konuklarla, konuşmacılarla meseleye adalet düzleminde bir yaklaşım geliştirmeye çalışacağız.

Müzakereye açtığımız toplumsal cinsiyet adaletinin tesisi, yalnızca sivil toplum eliyle gerçekleşemez. Bilhassa, devletin, hükümetlerin, parlamentoların, bürokrasinin, seçilmişlerin ve atanmışların göstereceği  hassasiyet son derece önemlidir.

Sayın Konuklar,

Derneğimizin önemle üzerinde durduğu diğer bir konu da, kadına yönelik şiddetle mücadeledir.  Şiddetin türü ve uygulanış biçimleri değişmiş olsa da, “şiddet” insanlığın her döneminde her toplumda var olmuştur.  Maalesef her alanda ve her canlıya karşı yapılan şiddet eylemlerini, yazılı-görsel medya haberlerinden ve bazı zamanlarda da bizzat şahit olarak yaşamaktayız.

Sizlerin de bildiği bir gerçeği, üzülerek söylemek durumundayım.  Ne yazık ki Şiddetin en yoğun yaşandığı yer,   koruma,  sevgi ve güven ortamını bulmayı umduğumuz aile kurumudur. Maalesef şiddet,  her geçen gün aile kurumunun varlığını ve bütünlüğünü tehdit eden bir olgu olarak karşımıza çıkar. Erkek, kadın demeden, doğu, batı kültürlerini hedef göstermeden bütün dünyada yaşanmakta olan aile içi şiddet,  nasıl insan onuruna aykırı ise,  olanı biteni görmezden ve bilmezden gelmek de insan haysiyetine ve onuruna, o kadar aykırıdır.

İnsanlık onurumuzu korumak adına şiddetin karşısında durmak zorundayız.  Bu meseleyle mücadele etmek ve çözüm yollarını da üretmek zorundayız

Bir sayısal veriyi paylaşmak istiyorum,  dünya’da her dört kadından biri şiddete uğramakta ve bunun en ağır bedelini bedeniyle, yaralanmış ruhuyla ödemektedir.  Bu nedenle, kadına yapılan her türlü haksızlığa ve şiddete “dur” demek bütün insanlığın vazifesi olmalıdır.

Modern bir çağda yaşıyoruz. Modernizm konfor sağlamışken, vaat ettiği insan hakları ve toplumsal özgürlüklerin tesisinde maalesef muvaffak olmamıştır.

KADIN VE DEMOKRASİ DERNEĞİ olarak,  kadına karşı şiddetle mücadelede,  toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla, geçtiğimiz sene büyük ilgi gören,  “ERKEKSEN ÖFKENİ YEN” kampanyasına,  bu sene de “ÖNCE ADAM OL” kampanyasıyla devam ediyoruz.

Saygıdeğer Misafirler,  

Umuyoruz ki, iki gün sürecek olan bu zirveden, kadına, erkeğe, topluma ve aileye dair yeni şeyler söyleyebiliriz. Toplumsal Cinsiyet adaletini temel alan daha müreffeh, daha demokratik bir toplumunun inşasına başta biz kadınlar ve siz erkekler olarak başlayabiliriz.

Çok Kıymetli Misafirler,

Sözlerime son verirken ülkemizin gelişip kalkınmasında fedakârlıklarıyla çocuklarımızı eğiten çok kıymetli öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.

Adalet temalı zirvemize yurt içinden ve dışından katılım gösteren tüm bakanlara, panel konuşmacılarına ve siz katılımcılara teşekkür ediyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na zirveye verdiği destek için şükranlarımı sunuyorum.

Şiddetle mücadele kapsamında hazırladığımız yeni kampanyamız ‘’ÖNCE ADAM OL’’ kamu spotunun ve bu zirvenin gerçekleşmesi için emeğini, gönlünü, zihnini ortaya koyan, Kadem Yönetim Kuruluna ve üyelerine teşekkürü bir borç olarak görüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım ve çok değerli eşi hanımefendi, kadının ve ailenin,  hak ettiği konuma gelmesi için verdiğiniz destek ve gösterdiğiniz yüksek hassasiyetten dolayı, tüm kadınlarımız adına en kalbi duygularımla teşekkür ediyor,  saygılarımı sunuyorum.