Kadın ve Demokrasi Derneği Kurucu Başkanı Yard. Doç. Dr. Aydın 20 Şubat 2015 tarihinde TRT Haber’den Yiğit Kandemir’e  ”Kadına Yönelik Şiddet” konulu bir röportaj verdi.

Derneğimizde gerçekleşen röportajda Sare Aydın, Türkiye ve dünyada kadına yönelik şiddetin boyutları ile şiddetle mücadele yöntemleri ve  KADEM’in konuya dair çözüm önerileri üzerine konuştu.

  • Kadına yönelik şiddetin temel nedenleri nelerdir ve Türkiye’de bu konuda, dünyanın diğer ülkelerine göre nasıl bir durum söz konusudur?

Kadına yönelik şiddet, birincil sebebi mağdurun cinsiyeti olmakla birlikte, kadına karşı işlenen şiddet içerikli eylemlerdir. Şiddet, önemli bir halk sağlığı problemi ve kadının insan hakları ihlalidir. Kadına yönelik şiddet, küresel bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü, 2014 yılı rakamlarına göre, dünya genelindeki kadınların % 35’inin hayatları boyunca eşlerinden şiddet gördüklerini ya da eşlerinin dışındaki erkekler tarafından cinsel şiddete uğradıklarını ortaya çıkarmıştır. Aynı araştırmada, dünya genelindeki kadın cinayetlerinin % 38’i, kadınların eşleri tarafından işlenmiştir. Adli kayıtların istatistiki verilerine göre, 2013 yılında Türkiye’de 176.478 kişi şiddetten korunmak için mahkemelere başvurmuştur. Bu, günde yaklaşık 480 başvuruya tekabül etmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan alınan veriler, 2014 Ekim ayından itibaren, Türkiye’de 46.067 kadının, var olan 130 kadın sığınma evine sığınma talebinde bulunduklarını göstermektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadına yönelik şiddetin % 40 oranında arttığını ortaya koymuştur.

Dünya Sağlık Örgütü kadına yönelik şiddetin nedenleri olarak; eğitim seviyesinin düşüklüğü, çocuk istismarı, aile içi şiddete tanık olma, anti-sosyal kişilik bozukluğu, alkol kullanımı, aldatılmaktan şüphelenme, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve şiddeti onaylayan tutumlar, aile şerefine olan inançlar, erkeğin cinsel haklarıyla ilgili kabul edilmiş düşünceler ve yasal yaptırımların yetersizliği gibi nedenleri sıralamaktadır.

  • Ekonomik bağımsızlığın, kadına yönelik şiddet konusu ile bir bağlantısı var mıdır?

Ekonomik alanda kadın ve erkeğin eşit imkânlara sahip olması, toplumsal cinsiyet adaletinin ve sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir gereğidir. Dolayısıyla kadının, ekonomi dâhil her alanda güçlendirilmesi, öncelikle daha adil bir topluma ulaşılmasını sağlayabilir. Ekonomik bağımsızlık, kadınlar için daha iyi bir yaşama ve demokratik haklara sahip olma yolunda bir araçtır.

Kadına yönelik şiddet, kadının toplumsal cinsiyeti nedeniyle karşı karşıya kaldığı bir şiddet biçimidir, dolayısıyla nefret suçları kategorisine girmektedir. Yaşamını devam ettirebilmek için ekonomik açıdan başkalarına bağımlı ve aile içi şiddet tehdidi altında olan kadınlara, onları tehdit ve şiddetten kurtarmak için ekonomik bağımsızlıklarını kazanma fırsatı verilmesi oldukça önemlidir.

  • Baskın olan ataerkil kültürümüzün kadına yönelik şiddetle ilgisi nedir?

Toplumsal cinsiyet rollerinin ataerkil dağılımı ve cinsiyet önyargılı gelenekler, kadına yönelik şiddete etki eden önemli faktörlerdir. Bu rollerin yeniden adil bir dağılımına ihtiyaç vardır. KADEM herkese yönelik her türlü şiddetin karşısındadır, fakat özellikle kadına yönelik şiddet konusuyla ilgilenmektedir. Bu alandaki faaliyetlerimizden biri, medya kampanyalarıyla birlikte bu sorunla ilgili farkındalığı arttırmak, gündelik yaşamdaki erkek egemen dilin kullanımına karşı çıkmak ve erkekleri, toplumda oldukça baskın olan ve kadına karşı şiddete sebebiyet veren maskülen dille yüzleştirmektir. 2013 yılında, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle, KADEM, “Erkeksen Öfkeni Yen!” sloganıyla bir kampanya yürütmüştür. 2014 yılında yine aynı günde “Önce Adam Ol” sloganıyla yeni bir kampanya daha yürütmüştür.

 

  • Kadınlarımızın şiddetten sonraki hissiyatları nelerdir?

Kadına yönelik şiddet, kurbanın fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmesine yol açan ya da ölümüne neden olan çok ciddi bir suçtur. Şiddet mağdurları, kısa ve uzun vadeli fiziksel, zihinsel, cinsel ve üreme ile ilgili sağlık sorunlarıyla karşılaşabilir ve bu durum yüksek düzeyde sosyal ve ekonomik maliyetlere yol açabilir. Kadına yönelik şiddetin, cinayet ve intihar gibi ölümcül sonuçları olabilir. Mağdurların çoğu, yaşadıkları olayla ilgili olarak korku, kızgınlık ve utanç gibi duyguları tecrübe etmenin yanında kendilerini savunmasız ve tedirgin hissetmektedir.

  • Kadın organizasyonları veya devlet, bu konuda yeterli midir?

Kadın sivil toplum kuruluşları, şiddete karşı aktif şekilde mücadele etmektedir ve bugüne kadar pek çok şey başarmıştır. Ancak, bu probleme dikkat çekilmesi, toplumdaki kültürel normları dönüştürülmesi, hükümet politikalarının etkili uygulanması ve sonuca odaklı yasaların çıkarılması için, halen bu konuda çalışılması gerekmektedir. Sivil toplum, bu hususta büyük bir sorumluluğu elinde bulundurmaktadır. Bu nedenle, savunuculuk faaliyetleriyle ilgilenmek, kadına yönelik şiddeti sonlandırmak için araştırmalar yürütmek, çözüm önerileri ve stratejiler geliştirmek, kadına yönelik şiddet mağdurlarına yardım etmek ve kadın hakları savunucularına destek olmak üzere, toplumsal kampanyalar düzenlemek gerekmektedir.

Uluslararası anlaşmalar, devletlerin, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, soruşturulması ve cezalandırılması ile ilgili etkili ve kararlı politikalar uygulaması gerektiğinin altını çizmektedir. Türkiye, 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ile önemli yasal düzenlemeleri yürürlüğe koymuştur. KADEM 2014 yılının Eylül ayında, “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin ve 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un yasal ve sosyal boyutlarını tartışılması amacıyla “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesinde İstanbul Sözleşmesi Çalıştayı” düzenlemiştir. Sivil toplum örgütleri temsilcilerini, avukatları ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan uzmanlarını bir araya getiren çalıştayın sonuçları, bu sorunların üstesinden gelinmesi amacıyla önerilerimizle birlikte bakanlığa sunulmuştur. Dikkat çekilmesi gereken birtakım alanları tespit ettik; hukuk, kadına yönelik şiddetle mücadelede sorumluluğu mağdura yüklemektedir. Mahkeme tarafından mağdurlara sağlanan yasal koruma, mağdurların ihtiyaçlarını karşılaması bakımından yetersizdir. Bu koruma, faillerin hızlı ve etkili şekilde cezalandırılması, rehabilitasyonu ve şiddeti ortadan kaldıracak politikaların uygulamaya konulmasıyla güçlendirilmelidir. Kadına yönelik şiddete ilişkin özel ceza infaz sistemleri ile uzman hâkim, savcı, pedagog ve psikologların bulunduğu özel mahkemelere ihtiyaç vardır.

Kadına yönelik şiddet, yalnızca hukuki bir sorun olarak değil, sosyal bir problem olarak da ele alınmalıdır. Dolayısıyla, mağdurun yardım talebinde bulunması halinde, hükümetin tüm birimleri, kadına yönelik şiddetle mücadeleye birer aktör olarak dahil olmalıdırlar. Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliklerinden biri olarak 2012 yılında pilot proje şeklinde 14 ilde kurulan Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri yetersizdir. Bu merkezler sayıca sınırlı olmakla birlikte, lokasyonları elverişsizdir ve çalışan uzman sayısı yetersizdir. Bu merkezlerde, mağdurun ihtiyaç duyduğu tüm hizmetlerin tek bir çatı altında toplanması gerekmektedir.

Kadına yönelik şiddetle mücadele, öncelikle devletin sorumluluğudur ve devletin, kadının insan haklarını korumak için gereken önlemleri alacağını umuyoruz. Fakat aile bireylerinin, toplumun kendisinin, dini liderlerin, medyanın ve çalışma sektörü gibi devlet-dışı aktörlerin de, kadına yönelik şiddetle mücadele noktasında sorumlu olduğunun altını çiziyoruz. Aileleri, toplumu ve bütünüyle ülkeyi olumsuz yönde etkileyen kadına yönelik şiddet, bir insan hakları ihlali ve bir sosyal problem olarak herkes tarafından kınanmalıdır.

  • Medya konuya yeteri kadar ilgi gösteriyor mu?

Medya bu konuyla ilgili olarak gerektiği kadar haber yapmıyor. Toplu taşıma aracında saldırıya uğrayıp korkunç bir şekilde öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan örneğinde olduğu gibi, bazı olaylara kamu tarafından gösterilen ilgi sonucu vurgu yapılmaktadır. Fakat bu olayların çoğu, özellikle aile içi şiddet olayları, gazetelerin ikinci sayfa haberlerinde normalleştirilmektedir. Bu sorunla sürekli mücadele etmek, şiddetin nedenlerini ve metodlarını tartışmak ve yalnızca kayıpları konuşmak yerine var olan politikaların etkisinin tartışılmasına ihtiyaç vardır. Kadınlar medyada, yardıma muhtaç ve çaresiz olarak tasvir edilmektedir.

  • Şiddet gören kadınlar, kendilerini medyada veya sosyal medyada nasıl ifade ediyor?

Aile içi şiddet mağdurları, yaşadıklarını genellikle medyada ifade etmek istemiyorlar. Fakat durumun ciddiyetine bağlı olarak, koruma sağlamak amacıyla medyanın desteğini aramaktadır. Mağdurlar, olumsuz etiketlenme korkusu nedeniyle, tecrübe ettikleri şiddet hakkında sosyal medyada, açık bir şekilde konuşmamaktadır.

  • Bu sorunun çözümü için sizce neler yapılmalı?

Kadına yönelik şiddetin sona erebilmesi için etkili bir devlet politikasına ve şiddeti önleyici stratejilerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Kadınların özel ve kamusal yaşantılarında güvende olmalarını sağlamak, toplum olarak ortak sorumluluğumuzdur. Kadınlara karşı adaletsizliğin temel sebeplerini ve sonuçlarını ele alacak, şiddeti önleyici yasal politikaların hayata geçirilmesini sağlayacak bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

KADEM, kadın ve erkeklerin toplum içerisinde eşdeğer konumda olması için, toplumsal cinsiyet adaletini sağlamaya ve hayatın her alanına daha fazla kadını dâhil etmeye ihtiyaç olduğu görüşündedir. Kadınların erkeklerle eşit fırsatlara ve haklara sahip olması için, yaygın görüşlerin ve kültürel normların değişmesi gerekmektedir.

Ayrıca, geleneksel kadın ve erkek imajına ek olarak, kadın ve erkek rollerinin de adalet perspektifli bir biçimde yeniden tanımlanması gerekmektedir.

Türkiye’deki hukuki araçlar ve politikalar yetersiz ve uygulama bakımından zayıftır. Biz, faillere verilen cezaların caydırıcı olması gerektiğine inanıyoruz; kadına yönelik şiddetin faillerine verilen cezalar hafifletilmemelidir. Türk Ceza Kanunu’nu, kadına yönelik şiddeti büyük suçlar kapsamına alması, şiddet faillerine denetimli serbestliğin uygulanmaması ve faillere en yüksek cezai yaptırımların uygulanmasını sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Ayrıca, kadına yönelik şiddet suçlarıyla ilgilenen mahkemeler yetersiz olduğu için, Türkiye’deki yasal mekanizmanın tekrar gözden geçirilmesi ve özel şiddet mahkemelerinin kurulması gerektiğine inanıyoruz.