ULUSLARARASI KADIN VE ADALET ZİRVESİ

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇILIŞ KONUŞMASI

Kadın ve Demokrasi Derneği’nin Saygıdeğer Başkanı,

Değerli KADEM mensupları,

Çok değerli katılımcılar,

Hanımefendiler, beyefendiler,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, ULUSLARARASI KADIN VE ADALET ZİRVESİ’nin, ülkemiz, milletimiz, özellikle de tüm kadınlar için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kadın ve Demokrasi Derneği’ne; Derneğin Sayın Başkanı’na, Yönetim Kurulu üyelerine, tüm mensuplarına; gerek kuruldukları andan itibaren yaptıkları çalışmalar, gerek bu anlamlı zirve dolayısıyla şükranlarımı ifade ediyor, kendilerini gönülden tebrik ediyorum.

Yurtiçinden ve yurtdışından bu anlamlı zirveye katılan tüm dostlarımıza da “hoş geldiniz” diyor, 2 gün boyunca devam edecek zirveye verecekleri katkılar için şimdiden kendilerine teşekkür ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, bugün idrak ettiğimiz 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün de, tüm öğretmenlerimiz için kutlu olmasını diliyorum.

Türkiye genelindeki tüm öğretmenlerimize, bir kez de bu anlamlı gün vesilesiyle, şahsım, ülkem ve aziz milletim adına sonsuz şükranlarımızı ifade ediyorum.

Değerli dostlar,

Çok değerli katılımcılar,

Kadın ve Demokrasi Derneği, KADEM, biraz önce de ifade edildiği gibi, 8 Mart 2013 tarihinde kuruldu ve yaklaşık 1,5 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen, ses getiren, dikkat çeken, uyaran ve uyandıran çok sayıda faaliyete başarıyla imza attı.

KADEM, bu alanda faaliyet gösteren mevcut diğer tüm sivil toplum örgütlerine nazaran, duruşuyla, söylemleriyle, alternatif fikirleriyle, farkını çok net biçimde ortaya koydu.

Türkiye’nin, KADIN SORUNLARINA böyle farklı açılımlar getiren bir derneğe gerçekten ihtiyacı vardı.

KADEM, çok yeni bir dernek olmasına rağmen, kısa zamanda bu ihtiyacı karşılar bir konuma yükseldi.

Bugün ve yarın gerçekleşecek olan ULUSLARARASI KADIN VE ADALET ZİRVESİ’nin de, esasında, KADEM’in o farklı bakış açısını yansıtan çok önemli bir etkinlik olacağına inanıyorum.

Kadın sorunlarının, hem ulusal, hem uluslararası düzeyde, ADALET kavramıyla birlikte ele alınmasını, şahsen çok önemsediğimi burada ifade etmek istiyorum.

Zira, modern dünyada, insana ve insanlığa ilişkin her meselenin bir şekilde ele alındığını; ama sorunlara karşı bütüncül ve adil bir yaklaşım ortaya konamadığını üzülerek müşahede ediyoruz.

Zihinlerin ve vicdanların, adeta kompartımanlara, farklı farklı bölmelere ayrıldığı; kendi ilgi alanlarına yoğunlaşan kesimlerin, başka dünyalara, başka sorunlara duyarsızlaştığı bir çağda yaşıyoruz.

Bunun onlarca örneği var…

Çevre konusunda aşırı duyarlılık gösteren kesimlerin, örneğin, silahlanma konusunda son derece duyarsız kaldıklarını görüyorsunuz.

Başka ülkelerin çevre sorunlarına karşı hassas olanların, kendi ülkelerinin çevreye verdiği zarara karşı son derece duyarsız kaldıklarına şahit olabiliyorsunuz.

Belli ülkelerde, en küçük bir demokrasi ihlalini ya da insan hakları ihlalini çok büyük mesele haline getirenlerin; başka bir takım ülkelerdeki demokrasi katliamına, insan katliamına gözlerini kapattıklarını görüyorsunuz.

Yine, Fok balıklarının avlanmasını küresel bir mesele haline getirenlerin, Filistin’de, Gazze’de, Suriye’de binlerce çocuğun, binlerce kadının katledilmesine en küçük bir tepki, en küçük bir duyarlılık sergilemediklerini görüyorsunuz.

Bunlara benzer onlarca, yüzlerce örnek var.

Bütün bu çifte standartlar, bu ikircikli yaklaşımlar, aslında, karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümünde en büyük eksiğin, ADALET duygusu olduğunu bizlere gösteriyor.

Evet… Eğer sorunlara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılmıyorsa, eğer sorunlar arasında dahi ayrımcılık yapılıyorsa, orada, ADALET duygusundan söz edilemez.

Adaletin devreye girmediği hiçbir mesele, hakkaniyetli şekilde çözüme kavuşturulamaz.

Demokrasiyi, demokratik hakları kendin için savunurken, başka ülkedeki demokrasi ihlalini görmezden gelirsen, samimi de olamazsın, adil de olamazsın, inandırıcı hiç olamazsın.

Kendin için, kendi halkın için hürriyet ve bağımsızlık hakkını savunurken, başka ülkelerdeki mazlum ve mağdur halkların hürriyet ve bağımsızlık hakkını görmezden gelirsen dürüst olamazsın, adil olamazsın.

Çevre sorunlarını savunduğun kadar, Filistinli, Suriyeli çocukların, kadınların temel insan haklarını da ilgi alanına almıyorsan, samimi olamazsın, dürüst olamazsın, adil olamazsın.

Saraybosna’da kadınlar ölürken susarsan, Mısır’da, Libya’da, Irak’ta insanlık ölürken tepkisiz kalırsan, asla haktan, hukuktan, adaletten bahsedemezsin.

Bakın burada bir noktayı açık açık ifade etmek zorundayım:

Bugün bizim, küresel sorunların hemen her birinde, asıl ihtiyacımız olan, adalettir.

Irkçılığın çözümü, adalettir.

Beyaz adam ile siyah adam arasındaki ayrımcılığı kaldırmanın yegane yolu adalettir.

Antisemitizmin de, İslamofobinin de çözümü, adalettir.

Çevre kirlenmesinin, demokrasi ve insan hakları ihlallerinin gerçek çözümü, adalettir.

Yoksulluğun azaltılmasında, işsizliğin azaltılmasında, savaşların, çatışmaların son bulmasında ihtiyacımız olan yegane duygu, adalettir.

Aynı şekilde, küresel ölçekte, kadınların karşı karşıya kaldıkları sorunların çözümünde de yegane başvurulacak yol, hiç kuşkusuz adalettir.

Bakınız, adalet başka bir şeydir, hukuk, yasalar başkadır, eşitlik başkadır.

Elbette eşitlik olacak; elbette haklar, yasalarla, hukukla korunacak…

Ancak, eşitlik olsa bile; yasa, hukuk olsa bile, adalet yoksa, sorunlara gerçek çözümler üretilemez, haklar gerçek manada sahiplerine teslim edilemez.

Hukuk, yani yasalar, otorite tarafından yapılır; ama adalet, hakikat duygusundan yola çıkar ve vicdanlar tarafından yapılır.

Karşı karşıya kaldığımız her meseleye, en başta adalet gözlüğüyle bakmak zorundayız.

Karşı karşıya kaldığımız her meseleyi, en başta adalet ve vicdan terazisinde tartmak zorundayız.

Eşitlik kavramını, hukuk kavramını, adaletin ve vicdanın üzerine inşa etmek zorundayız.

Bunu yapabilen, yani adalet ve vicdanı, yasalarına hakim kılabilen devletler ve toplumlar, sorunlara da en köklü, en tatmin edici çözümleri üretebilirler.

Bakın bizim, köklü devlet geleneğimizi çok anlamlı şekilde özetleyen bir ilkemiz var…

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye, hocası Şeyh Edebali nasihat ediyor ve diyor ki, İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN…

Bizim medeniyetimizde, bizim devlet ve millet anlayışımızda, işte bu temel ilke vardır.

İNSANIN YAŞAMASI, adaletle mümkün olur.

Eğer devlet, yasalar yapıp milletine bu yasaları dayatırsa, oradan hukuk değil, zulüm doğar.

Ama eğer devlet, insanları arasında hakkı muhafaza eder, yani yasalarını hak üzerine inşa ederse, işte oradan da adalet zuhur eder.

Her türlü meselede, en başta dikkate almamız gereken kavram, adalettir.

Farklı etnik kökenlerin sorunları mı var? Adaletle hareket edeceğiz.

Farklı mezhep gruplarının sorunları mı var? Adaletle davranacağız.

Ülkenin farklı bölgeleri arasında, farklı şehirleri arasında ayrımcılık mı var? Adaletle yaklaşacağız.

Aynı şekilde, kadınların ve erkeklerin arasındaki farklara ve ayrımcılığa da, en başta adalet nazarıyla bakacağız.

İnsana, adalet nazarıyla bakmak, insanı sadece ve sadece bir CAN olarak görmemizi sağlar.

Eğer insanı sadece CAN olarak görebilirsek, İnsanı, yaratılmışların en şereflisi olarak görebilirsek, bu adalet duygusunu kendi kalplerimize ve vicdanlarımıza yerleştirebilirsek, inanın, bütün ayrımları ortadan kaldırmış oluruz.

O zaman, siyah beyaz diye bir ayrım olmaz, sadece CAN olur.

O zaman, Alevi-Sünni, Müslüman-Hristiyan diye bir ayrım olmaz, sadece CAN olur.

O zaman, Türk, Kürt, Arap, Ezidi, Rum, Ermeni, Süryani diye bir ayrım olmaz; Doğulu, Batılı diye bir ayrım olmaz, sadece CAN olur, sadece insan olur.

Aynı şekilde, insana adalet nazarıyla bakabildiğimizde, kadın ve erkek arasındaki ayrımcılığın da çok daha adil, çok daha insani ve vicdani şekilde ortadan kalkması mümkün olur.

Değerli dostlar, çok kıymetli misafirler;

Eşitlik, mağdur olanın, zorla, mağdur eden seviyesine çıkarılmasıdır, ya da tersidir.

Kadınların ihtiyacı olan eşitlik değil, EŞDEĞER olabilmektir, yani ADALETTİR.

Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. Çünkü fıtratları farklıdır, tabiatları farklıdır, bünyeleri farklıdır.

Örneğin iş hayatında hamile bir kadını erkek ile aynı şartlara tabi tutamazsınız. Bir anneyi, çocuğunu emzirmek zorunda olan bir anneyi bu tür yükümlülükleri olmayan bir erkekle eşit konuma getiremezsiniz.

Kadınları erkeklerin yaptığı her işte çalıştıramazsınız, komünist rejimlerde olduğu gibi.

Eline ver kazmayı küreği, çalışsın. Olmaz böyle bir şey. Onun narin yapısına bir defa bu ters düşer.

Anadolu’da da bu böyle yapılmadı mı? Sırtına yüklediler küfeleri, o garibim analarımız ne çileler çekti. Kamburları çıktı. İki büklüm o tarlalarda neler çektiler. Hala böyle mi devam etsin bu iş? Erkek de kahvede pişpirik oynasın, zar atsın.

İşte onun için eşitlikten ziyade eşdeğer kavramını, yani adalet kavramını bu meselede en önemli kriter olarak görmek, en önemli referans olarak almak zorundayız.

Bizim dinimiz kadına bir makam vermiş. Ne makamı, annelik makamı. Anne başka bir şey. Makamların ulaşılamazıdır en yükseğidir. Bunu feministlere anlatamazsınız mesela, onlar anneliği kabul etmiyorlar çünkü.

Değerli dostlarım, çok değerli kardeşlerim…

Kadın cinayetleri oluyor değil mi? Gerçek olarak düşüneceğiz. İnançlı bir insan, gerçekten bu işin değerini bilenden bahsediyorum, bir kadın cinayeti, kadına şiddet, böyle bir şeye girebilir mi? Mümkün mü? Giremez.

Bir Müslüman olarak konuşuyorum, bizim dinimiz İslam, ‘silm’ kelimesinden türüyor. Ne demek silm? Barış demek. Biz bir barış dinin mensuplarıyız. Bu barış dininin mensupları olarak bizim dinimizde kadına bu şekilde bir zulmü asla yapamazsın. Şiddet, uygulayamazsın. Hatta evlatları için kesin hüküm nedir? ‘Yanınızda yaşlanırlarsa annenize, babanıza öf bile demeyiniz’ diyor. Bizim değer ölçülerimiz bu kadar hassas.

Türkiye, son yıllarda, hem bölgesel sorunlara, hem küresel sorunlara, farklı bakış açılarını yansıtmaya, bu bakış açılarını da çok cesur, çok kararlı şekilde savunmaya başladı.

Bizim, ülke olarak, bölgesel ve küresel sorunlara bakışta, çok ciddi bir avantajımız var.

Biz, Doğu’dan gelen, ama yönü Batı’ya dönük olan bir ülkeyiz.

Doğu’nun ilim ve medeniyet birikimini tevarüs edebilmiş, kendisi yeni medeniyetler inşa edebilmiş; birikimini Batı ile kucaklaştırabilmiş bir ülkeyiz, böyle bir milletiz.

Türkiye, son yıllarda, Allah’a hamdolsun özgüvenini tekrar kazanmaya, özgüveniyle, sorunlara özgün çözümler üretmeye başladı.

Bir yandan, güçlü ve gittikçe de güçlenen bir ekonomiye sahibiz.

Bir yandan, standartları her geçen gün ilerleyen bir demokrasiye sahibiz.

Ülke içinde huzuru, istikrarı, emniyet ortamını, en önemlisi de birlikte yaşama kültürünü her geçen gün güçlendiren bir siyasi yapıya sahibiz.

Bütün bunların yanında, artık, bölgesel ve küresel sorunlara da farklı, samimi, adil çözüm önerileri sunan, sunabilen bir ülkeyiz.

İçerde ya da dışarda, bazıları, bizim iddialarımızı, bizim tezlerimizi, ezber bozan çıkışlarımızı istihza konusu yapabilirler.

Biz bunlara aldırmayacağız.

Yerleşik kalıpları zorlamaya, ezberlerin üzerine gitmeye, önyargılarla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Açıkçası, kadınların hak mücadelesinde de, Türkiye’nin yeni açılımlar yapması, yeni yaklaşımları gündeme getirmesi, hayati derecede önem arzediyor.

Bugün bir çok gelişmiş ülkede, kadınların hak mücadelesinin belli kalıplara, belli kavram ve söylemlere hapsolduğunu görüyoruz.

En başta, kadınların hak mücadelesinin, eşitlik kavramına takılıp kaldığını, ama adalet duygusunu ıskaladığını gözlemliyoruz.

İşte Türkiye, farklı bakış açısıyla, adalet, vicdan, samimiyet gibi kavram ve duyguları işin içine katarak, farklı bir söylem ve eylem biçimini pekala gündeme taşıyabilir.

İthal kavram ve eylemlerin yerine, Türkiye, kendi özgün mücadele biçimini inşa edebilir.

KADEM benzeri sivil toplum örgütleri, yapacakları cesur çalışmalarla, bir yandan Türkiye’de kadınların maruz kaldıkları sorunların üzerine giderken, bir yandan da küresel bir kadın hareketinin çerçevesini oluşturabilirler.

Açıkçası KADEM’in, bunu başarıyla yaptığını görüyor ve umutlanıyorum.

Filistinli kadınların maruz kaldığı insanlık dışı muameleyi samimiyetle dile getirmek, küresel bir farklılık demektir.

Mısırlı, Suriyeli, Iraklı kadınların maruz kaldığı insanlık dışı muameleyi cesaretle dile getirmek, küresel ölçekte farklı bir duruş demektir.

Kadın sorunlarını, adalet kavramıyla birlikte ele almak dahi, inanıyorum ki başlı başlına farklı bir tavır demektir.

KADEM’in tüm mensuplarından, tüm yöneticilerinden benim bir ricam var…

Bu duruş, asla sarsılmamalıdır.

Bu tavır, asla geri adım atmamalıdır.

Yapılan eleştiriler, istihzalar, KADEM’in haklı ve adalet arayan duruşunu hiç bozmamalıdır.

Sizler, cesur olacaksınız.

Sizler, özgüven sahibi olacaksınız.

Sizler, bu konuda dünyaya söyleyecek sözünüz olduğunu, bölge ülkelerinin kadınları adına söyleyecek sözünüz olduğunu hiç unutmayacaksınız.

Batı’daki kadına da, Doğu’daki kadına da aynı anda söz söyleyebilecek bir dile ve birikime, inanın, sadece sizler sahipsiniz.

Aynı anda, bir meta olarak, medyada istismar vasıtası olarak kullanılan kadının da, Filistin’de, Suriye’de zulüm gören ka

dının da hakkını dile getirecek olan, inanın, sadece sizlersiniz.

Sizler, altını çizerek ifade ediyorum, sadece Türkiye’nin kadınları değil, bölgenin tüm mazlum, mağdur kadınları için umutsunuz, umut ışığısınız, adalet ışığısınız.

KADEM’in, KADEM gibi sivil toplum örgütlerinin yapacağı her çalışma, hiç kuşkunuz olmasın, siyasetin ve idarenin de mutlaka ilgi alanına girecektir.

Bakın 1994 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine hazırlanırken, hanım kardeşlerimizi, hiçbir siyasi partinin yapmadığı kadar siyasete teşvik edici oldum.

13 yıllık siyasi parti genel başkanlığı sürecinde, 12 yıllık başbakanlık sürecinde, kadınların siyasete girmesi, siyaset yapması, ekonomik alanda olduğu kadar siyasi alanda da varlık göstermesi için mücadele verdim.

Hanım kardeşlerimizle birlikte verdiğimiz siyaset mücadelesinin, Türkiye’yi 1994 yılına göre çok farklı bir yere taşıdığına inanıyorum.

Anayasada değişiklik yaptık, yasalarda, mevzuatta çok önemli, tarihi nitelikte değişiklikler yaptık.

Milletvekilliği konusunda kadınları teşvik edici olduk; belediye başkanlıkları, il genel meclisi, belediye meclis üyelikleri konusunda hanım kardeşlerimizi teşvik edici olduk.

Çalışma hayatında, kadınlara yönelik tarihi reformlar yaptık; şiddete karşı, ayrımcılığa karşı aynı şekilde tarihi nitelikte adımlar attık.

Hiç kuşkusuz, ideal noktada olduğumuz iddiasında değiliz.

Ama, çok umutlu, çok umut verici bir noktada olduğumuza ben yürekten inanıyorum.

Özgüvenleri yükselen, cesaretlerini sergileyebilen Türkiyeli kadınların, gittikçe yaygınlaşan bir şekilde, hak ve adalet mücadelesini daha ileri seviyelere taşıyacaklarına da ben eminim.

Türkiyeli kadınların, sadece ülkemizdeki değil, bölgedeki, yeryüzündeki tüm kadın kardeşlerine, dostlarına, umut ışığı olacaklarına da aynı şekilde yürekten inanıyorum.

Bugüne kadar, kadınların hak mücadelesinde hep yanlarında olduk; inşallah, bundan sonra da, bu mücadelede teşvik edici olmayı sürdüreceğiz.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, KADEM’e, bir kez daha böyle anlamlı bir uluslararası zirveyi tertip ettikleri için teşekkür ediyorum.

Katılan, katkı veren, yurtiçi ve yurtdışından tüm misafirlere tekrar şükranlarımı ifade ediyorum.

Zirvenin Türkiye ve dünya kadınları için ufuk açıcı olmasını temenni ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.